İçeriğe geç

Bölüm 6 – İlk Mektup

Hastaneden döndükten sonra Mert’in hayatı ikiye ayrılmış gibiydi. Bir tarafta herkesin gördüğü Mert vardı. Gülen, Derslerine giren, Defne ile sahilde yürüyen, annesiyle akşam yemeği yiyen, Diğer tarafta ise kimsenin tanımadığı biri. Gece olduğunda odasının kapısını kapatan, çekmecesindeki hastane dosyasını çıkarıp dakikalarca aynı sayfalara bakan genç bir adam. Doktor Selim’in sesi hâlâ kulaklarındaydı. Şimdilik kesin konuşamıyoruz. Ama Mert, o cümlenin devamını kendi içinde defalarca tamamlamıştı. Belki bir gün unutacaksın. İşte korktuğu şey buydu.Ölmek değildi. Acı çekmek de değildi. Bir gün Defne’ye bakıp onu tanıyamamak. Bunu düşünmek bile nefesini kesmeye yetiyordu.

Ertesi gün Defne ile her zamanki kafede buluştular. Defne masaya oturur oturmaz dikkatle Mert’in yüzüne baktı. Bir şey var. Mert gülümsemeye çalıştı. Neymiş o? Gözlerin. Ne olmuş? Gülüyorsun ama gözlerin gülmüyor. Mert kahvesinden bir yudum aldı. Sadece biraz yorgunum. Hayır. Defne başını iki yana salladı. Ben seni tanıyorum. Bir şey saklıyorsun. Mert’in boğazı düğümlendi. Gerçeği söylemek istiyordu. Hastaneye gittim. Doktorlar hafızamla ilgili bir şeylerden şüpheleniyor. Bilmiyorum ne olacak. Bu cümleleri kurmak istedi. Ama Defne’nin gözlerinin içine bakınca sustu. Henüz buna hazır değildi. Bitirme projesi yüzünden stresliyim, dedi. Defne uzun süre ona baktı. Sonra zoraki de olsa gülümsedi. Peki. Ama Mert, onun ikna olmadığını anlamıştı.

O gün vedalaşırken Defne çantasından küçük bir anahtarlık çıkardı. Üzerinde pusula şeklinde metal bir süs vardı. “Bunu sana aldım. Mert şaşırdı. Durup dururken neden? Çünkü kaybolursan yolunu bul. Şakayla söylemişti. İkisi de gülmüştü. Ama Mert’in kalbine ince bir sızı saplandı. Ya gerçekten kaybolursam? Anahtarlığı avucunun içinde sıktı.Belki de bir gün yolunu bulamayacaktı. Gece saat on bire geliyordu. Ev sessizdi. Annesi uyumuştu. Mert masasının başına oturdu. Çekmeceden boş bir zarf çıkardı. Sonra beyaz bir kâğıt, kalemi eline aldı. Uzun süre hiçbir şey yazamadı.Nereden başlayacağını bilmiyordu. Derin bir nefes aldı. Ve ilk cümleyi yazdı.

Sevgili Defne,

Kalemi durdu. Gözleri dolmuştu. Yazmaya devam etti. Eğer bir gün bu mektubu okuyorsan, büyük ihtimalle sana söylemeye cesaret edemediğim şeyler vardır. Belki o gün hâlâ yanındayım. Belki de çok uzağındayım. Ama bilmeni istediğim ilk şey şu, seni tanıdığım gün hayatım değişti. Otobüs durağında yağmurdan kaçmaya çalışan kız, farkında olmadan bana yeniden yaşamayı öğretti. Bugün bunu hatırlıyorum. Yarın da hatırlamak istiyorum. Eğer bir gün unutursam, lütfen bana kızma. Çünkü seni unutmayı ben seçmeyeceğim.

Mert yazmayı bıraktı. Gözlerinden süzülen yaşlar kâğıdın üzerine düştü. Mürekkep hafifçe dağıldı. Kâğıdı buruşturmayı düşündü. Sonra vazgeçti. Zarfın içine koydu. Üzerine tarih attı.

24 Kasım Çekmecenin en arkasına yerleştirdi. O gece tek bir mektup yazmıştı. Henüz bilmiyordu. Ama yıllar sonra aynı çekmecede yüzlerce mektup olacaktı.

Ertesi sabah telefonunun alarmı çaldı. Saat yediydi. Telefonu kapatıp banyoya gitti. Yüzünü yıkadı. Mutfağa geçti. Annesi kahvaltıyı hazırlıyordu.

Günaydın. Günaydın oğlum. Mert masaya oturdu. Tam çayını alacakken annesi şaşkınlıkla baktı. Ne oldu? diye sordu Mert. Annesi birkaç saniye sessiz kaldı. “Bir şey soracağım. Tabii. Dün gece neden mutfağa gelip bana iyi geceler dedin? Mert kaşlarını çattı. Gelmedim ki. Geldin. Omzuma sarıldın. ‘Seni çok seviyorum anne.’ dedin. Mert’in elindeki çay bardağı hafifçe titredi. Hatırlamıyor musun? Mert cevap veremedi. Çünkü gerçekten hiç hatırlamıyordu. İlk kez unutkanlığı yalnızca anahtarlar ya da kelimeler değildi. Artık yaptığı bir davranışı da zihni tamamen siliyordu. Ve bu kez içinde tek bir düşünce vardı. Doktor Selim haklı olabilir miydi?