Hifa Korca:
Miraç sabah mesaj atmıştı. Gece gördüğüm garip rüyanın etkisi hâlâ üzerimdeydi. Bu yüzden fazla samimi olmayan, mesafeli bir cevap verip konuşmanın uzamasını önlemiştim. Bugün biraz daha iyi hissediyordum ama boğazım hâlâ çok ağrıyordu. Öksürmekten ciğerlerim yerinden çıkacak gibiydi.
Öğleye doğru Ahu aradı. Murathan’la birlikte bana yemek getireceklerini söyledi. Üzerimi düzelttim, montumu giyip aşağı indim. Onları görünce gülümsedim.
“Hoş geldiniz. Ahu, hiç sarılmayalım; size de geçmesin.”
Ahu gülümseyerek, “Hoş bulduk canım,” dedi. Ardından yüzüme dikkatle baktı. “Gerçekten bu kadar kötü müsün? Sesin çok kötü geliyor. Canın acıyor mu?”
Murathan da söze karıştı. “Geçmiş olsun baldız. Nasıl bu kadar hastalandın? Neden dikkat etmedin?”
“Sağ olun. Boğazım ağrıyor, başka bir şeyim yok. Geçen gün dondurma yemiştim, herhâlde ondan oldu.”
Ahu ile Murathan aynı anda, “Aferin sana!” dediler.
İkisine bakıp güldüm. Onlar da birbirlerine bakarak gülmeye başladılar.
Ahu, sesine hafif bir ima katarak, “Dün Miraç yemek getirmiş sana,” dedi.
Murathan’ın tek kaşı havaya kalktı.
“Sen Ayşin teyzeye söylemişsin galiba. Ayşin teyze de sağ olsun, çorba ve yemek göndermiş Miraç’la.”
Murathan abi ben de Miraç’a söylemiştim dedi gülümseyerek, “Miraç da sana getirdi, öyle mi? Tatil gününde onu kimse dışarı çıkaramazdı. Var onda bir hâller,” dedi.
Son cümlesinin üzerinde durmamaya çalıştım. “Çok teşekkür ederim. Daha fazla soğukta beklemeyin, siz de hastalanmayın. Allah razı olsun.”
“Ne demek canım,” dedi Ahu. “Keşke daha fazlasını yapabilsek.”
Murathan da, “Dikkat et kendine,” diye ekledi.
“Siz de Allah’a emanetsiniz. Dikkatli gidin.”
Onları uğurladıktan sonra eve çıktım. Kalan günlerimi dinlenerek geçirdim. Bir hafta boyunca bol bol uyudum, ilaçlarımı düzenli kullandım ve iyileşmeye çalıştım.
Ahu Korkmaz:
Hifa benim can dostumdu. Tanışalı henüz iki yıl olmuştu ama bazı insanlar vardır; hayatınıza girdikleri gün, sanki yıllardır yanınızdaymış gibi hissedersiniz. Hifa benim için öyleydi. Öz kardeşim değildi ama canımdan bir parça desem abartmış olmam. Hayatımda, en zor zamanlarımda yanımda durmuş; dostluğunu ve kardeşliğini hiçbir zaman esirgememişti. Ben de ona elimden geldiğince aynı şekilde karşılık vermeye çalışıyordum.
Murathan da Hifa’yı çok severdi. Bu yüzden ona sık sık “baldız” diye seslenirdi. Hifa da Murathan’a abi derdi. Aralarındaki bağ, zamanla aileden biri olmanın ötesine geçmişti.
Onun hayatında da birinin olmasını istiyordum. Sevdiği, güvendiği, yanında kendini huzurlu hissettiği bir yol arkadaşı olsun; gözlerinin içi parlasın istiyordum. Elbette onunla tanıştırmak istediklerim olmuştu. Murathan’ın çevresinden, benim arkadaşlarımdan Hifa’yı merak eden, tanışmak isteyen pek çok kişi çıkmıştı. Güzel kızdı; beğenilmesi şaşırtıcı değildi. Ama Hifa, konu evliliğe ya da bir ilişkiye geldiğinde hemen konuyu değiştirirdi.
Anne babasının mutlu bir evliliği vardı. Sevgi dolu bir ailede büyümüştü. Bu nedenle insanlardan uzak durmasının sebebini anlamakta zorlanıyordum. Kendini hayattan ve ihtimallerden bu kadar soyutlamasını istemiyordum.
Yine de son zamanlarda bir şeylerin değiştiğini hissediyordum. Sanki Hifa’nın gönlünün kapısını aralayabilecek biri vardı. Üstelik o kişi, hislerini kendine bile itiraf edemeyen Miraç’tan başkası değildi.
Miraç’ın Hifa’yla tanıştığından beri ona attığı kaçamak bakışları görmemek mümkün değildi. Hifa hakkında bir şeyler öğrenmek istediğinde merakını belli etmemeye çalışıyordu ama ben onu tanıyordum. Hifa da Miraç’ın yanında eskisi gibi davranmıyordu; yanakları kızarıyor, gözlerini kaçırıyor, konuşmayı kısa kesiyordu. Oysa Hifa normalde böyle biri değildi.
İkisi de birbirlerinden hoşlanıyor, ama ikisi de bunu anlamamak için ellerinden geleni yapıyordu. Ben onları aynı noktada buluşturmaya çalıştıkça Hifa geri çekiliyordu. Fakat bu kez pes etmeye niyetim yoktu.
Bir akşam Murathan’la otururken konu yine Miraç’a geldi.
“Bu Miraç’ta da bir hâller var,” dedi Murathan.
“Nasıl hâller canım?” diye sordum.
“Hifa’dan hoşlanıyor gibi geldi bana.”
“Neden öyle düşündün?”
Murathan düşünceli bir ifadeyle devam etti: “Miraç’ın okulda da sosyal çevresinde de tanıştığı kızlar oldu. Hiçbirine dönüp bakmadı. Kim olduklarını merak edip sormazdı bile. Ama geçen gün Hifa’yla ilgili bir şey sordu bana.”
Gülümsememi saklayamadım. “Ben de öyle düşünüyorum. Hifa da Miraç’ın yanında kızarıyor, gözlerini kaçırıyor, lafı kısa kesiyor. O normalde böyle davranmaz.”
Murathan’ın yüzü aydınlandı. “Öyleyse bizim bunların arasını yapmamız lazım.”
“Yapalım yapmasına da ikisi de ergen gibi kaçıyor.”
“Düşünür, bir yolunu buluruz.”
O an içimden gülümsedim. Belki de ikisinin ihtiyacı olan tek şey, birbirlerine yaklaşmaları için küçük bir fırsattı. Nasıl bir yol bulacağımı henüz bilmiyordum ama bir şey kesindi: Bu hikâyenin kendi hâline bırakılmasına izin vermeyecektim.