İçeriğe geç

3. BÖLÜM

GÜNÜMÜZ  

Bütün gece uyuyamamıştım. Serdar’a bir şey belli edemiyordum. Nasıl edebilirdim ki? Ya kitap eline geçerse? O kitap oraya nasıl gelmişti aklım hala almıyordu. 


Üzerimdeki yorganı kenara atıp, ayaklarımı soğuk parkenin üzerine koyup gözlerimi ovuşturdum. Serdar çoktan kalkmış filtre kahve demlemiş olmalıydı ki evin her köşesini taze kahve kokusu sarmıştı. Zor bela ayağa kalkıp banyoya elimi yüzümü yıkamaya gittim. Aynaya baktığımda gözlerim şişti ve uyuyamadığım bariz belliydi. 


Salona geçmek için sessiz adımlar ile ilerledim uzun koridorda. Serdar telefonla konuşuyor olmalıydı diye düşündüm çünkü ben uyurken telefonla konuşmaktan nefret eder olabildiğince en kısık ses tonunu kullanmaya çalışırdı. ‘’Günaydın sevgilim.’’ derken kendimi sıkıca ona sarılırken buldum. Doğru tahmin etmiştim ki telefon ile konuşuyordu. Gözlerimi kapatıp kokusunu dinlemeyi tercih ettim o an.

1,2,3… Sadece 3 saniye. Beran. Gözümü kapattığımda gördüğüm yüz Beran’ın yüzüydü. Sanki sarıldığım kişi Serdar değildi de Berandı. Ellerimi hemen Serdarın üzerinden çektim ve o telefon ile konuşmaya devam ederken kızlarla görüşeceğimi hatırlayıp hazırlanmaya koyuldum.


Gönderen: Şirinem


‘’Canım günaydın, yarım saate sizde olurum. Büge’nin yanına geçmeden seninle konuşmak istediğim bir durum var o yüzden biraz erken geliyorum senin için sorun olmaz umarım.’’


Birden bire ne oldu acaba diye düşünmeye başladım. Beranla ilgili miydi yoksa? Bir dakika neden Beran ile ilgil olsun. Saçmalıyorsun Ayliz kendine gel artık.


Gönderen: Ben


‘’Günaydın şirinem, sorun yok gel tabii ki bende hazırlanıyorum zaten.’’


Kızlara dün akşam bulduğum kitaptan ve sayfalarında yazan yazılardan bahsetmeli miydim diye düşündüm. Bütün olanlara en yakın şahit olan onlardı. Benimle birlikte üzülen, kırılan, uykusuz kalan. Özellikle Sunay.. İkisinin de bu konuda hakkını asla ödeyemezdim. Anlatırsam evli kadınsın hala eski sevgilini mi düşünüyorsun muamelesi yaparlar mıydı acaba diye sorgulamaya başladım kendimi. 


Saçımı tarayıp, makyajımın da son rütuşlarını yaparken Serdar odaya girdi. ‘’Yine çok güzel olmuşsun. Bu kadar güzel olmayı nereden öğrendin?’’


‘’Bu kadar güzel gülmeyi nereden öğrendin’’ Beran, bunu bana sadece kitabın sayfasına yazarak değil normal birlikteliğimizde de her fırsatta söylerdi. Aklıma Beran’ın söylediği gelmemiş gibi kendimi toparladım, ‘’Beni şımartıyorsunuz ama Serdar bey. Kimle konuşuyordun? Merak ettim.’’ konuyu değiştirmeye çalıştım. Sanki yüzümün, bedenimin her yerinden Beran’ı hatırladığım akıyormuş gibi hissediyordum.


‘’Akşam çocuklar oturalım mı dedi. Bende hanımcı bir bey olarak önce hanımıma somalıyım dedim onlarda benimle kılıbık mısın sen diye dalga geçiyordu hayatım.’’ güldü, yine sabah sabah enerjisi yerindeydi.


‘’Aşk olsun gerçekten. Arkadaşların beni gerçekten olduğumun tam zıttı tanıyacak sayende. Gidecek misin?’’


‘’Bilmem karım izin veriyor mu?’’ yine pis pis gülmeye devam etti.


‘’Gidebilirsin Serdarcım.’’


‘’Gidebilirmişim karıcım.’’ 


Bazen çocuk gibi olabiliyordu. Bazen tam yetişkin bir adam. Sen o an ne olmak istiyorsun Serdar o olabiliyordu hemen. Önceki hayatını düşündüğümde bu adam ile o adam aynı olamaz diyorum hala kendime. Bana bazı şeyleri çok içten söylediğinin hep farkında olarak yaşadım. ‘’Bana sevmeyi sen öğrettin, ben sevilmeyi sende gördüm’’ gibi. Ama ben asla bu cümleleri Serdara karşı kullanamadım. Çünkü kullansam da benden önce o biliyordu o cümlelerin asla doğru olmadığını. Bilmesine rağmen usanmadan yıllardır benimle aynı çatı altında yaşamaya devam ediyor ve bana neden benim sana yaklaştığım gibi yaklaşmıyorsun demiyordu.. 


Ben içimden bunları düşünürken zil çaldı. Serdar kapıya bakmak için odadan dışarıya çıktı. Ben ise sanki üzerimde tonlarca yük varmış da biri o yükü gelip almış gibi birden kendimi yatağa oturur halde buldum omuzlarım çökmüş bir şekilde. Ne yapıyordum ben gerçekten? Sabah Serdara sarıldığımda Beran’ı düşünmem. Dün akşamdan beri Beran’ı aklımdan çıkaramayışım. İçimden defalarca Ayliz acı çektin kendine gel derken buluyordum kendimi. ACI ÇEKTİN VE KANDIRILDIN KENDİNE GEL!


‘’Seeeelam! Nerde benim suç ortağım.’’ Sunay tüm enerjisiyle evimize giriş yapmıştı. Yıllar bizi iyi ki kopartmamıştı. 


‘’İçerde güzelliğine güzellik katıyor hanımefendi. Gerek yok diyorum ama dinletemiyorum.’’ Serdar yine bildiğimiz gibiydi. Odadan çıkıp kapıya doğru yürümeye başladım. Sunay’ın parfüm kokusu sadece bir kaç dakikada tüm evi sarmış ve hepimizi esir almıştı yine.


‘’Hoşgeldin bebeğim. Geçsene içeriye neden ayakta dikiliyorsun öyle?’’


‘’Hazırsan çıkalım. Biliyorsun ben çok fazla kapalı yerlerde duramıyorum beni boğuyor. Deniz havası alırız biraz Büge’nin yanına gitmeden.’’ deniz havası, kapalı yer. Bunlar benim sevdiğim şeylerdi ve ben artık tamamen kötü bir şey olduğuna emindim çünkü kızlar bana ne zaman kötü bir şey söyleyecek olsa önce kapalı alandan uzaklaştırır olabildiğince derin derin nefes alıp hüngür hüngür ağlayacağım bir yere götürürlerdi. Kesin bir şey olmuştu. Aksi olamazdı. 


‘’Tamam, tamam hazırım ben çıkalım.’’ çantamı aldım ve Serdarı yanağından öperek ‘’Haber verirsin hayatım dışarı çıkarsan, dikkat et seni seviyorum.’’ dedim. -seni seviyorum- -seni seviyorum- -seni seviyorum- benim için kullanılması zor ve gerçekliğine emin olamadığım o sihirli cümle. -seni seviyorum-


Asansöre binip -2. kata indik. Sunay arabayı kapalı otoparka park etmişti. O hızlı hızlı arabaya yürürken ben arkasından ‘’Ne olduğunu söyleyecek misin? Yoksa burda kapalı otoparkta -2 de bağırmaya mı başlayayım Sunay.’’ diyordum ama kime diyordum. Sadece kendi kendime konuşuyordum ben. 


Arabaya binip emniyet kemerlerimizi taktık. Yol boyu Sunay’a ne olduğunu sorsam da bana değil söylemek ağzını dahi açıp tek bir kelime etmedi. Beran ile ilgili bir şey olduğuna artık adım gibi emindim. Adımın Ayliz olduğu kadar emindim çünkü Sunay beni o sahile götürüyordu. Evin yakınında olan Sarıyer sahile değil Bakırköy sahile sürüyordu arabayı. Beran ile her kavga ettiğimizde, her boş vaktimizde gittiğimiz, her anımızı neredeyse orada geçirdiğimiz sahile.


‘’Geldik inelim.’’ emniyet kemerini çıkarıyordu bir yandan.


‘’Neden buraya geldik?’’ kalbim sıkışıyordu. Kötü bir şey çıkmasın arkasından diye peş peşe dualar ediyordum.


‘’Ayliz canım in şurda banklarda konuşalım anlatıcam, lütfen.’’ resmen inmem için yalvarırcasına bana baktı ve arabanın kapısını açarak indi. Bende duyacaklarımı merakla beklerken zar zor titreyen ellerimle arabanın kapısını açtım ve banka doğru yürümeye başladım. Kafamı kaldırdığımda karşımda turuncu balonlar satan bir amca gördüm. Turuncu.. Bir kez daha nefesim kesildi.. Banka oturdum.. Sunay’da yanıma oturup meşhur kötü konuşmasını yapmadan önce elimi sıkıca tutma hareketini yaptı. 


‘’Bana neler olduğunu artık söyleyebilir misin Sunay. Beran’a noldu?’’ anlamış olduğuma şaşırmamıştı. Kim olsa şaşırmazdı. Çünkü biz 3 yıl değil, 30 yıl birlikteydik sanki. İçimde kalan öfke, içimde kalan sevgi, kin, nefret, özlem, hasret… Dinmeyecekti. Çünkü ben Berandan ayrılmamıştım yıllar önce. Onu yaşarken öldürmüştüm içimde. Tüm birlikteliğimiz boyunda ona sadece ‘’Ben bitirirsem tam biter ve bir daha asla dönüşü olmaz bunu sakın unutma’’ demiştim. Bitti dediğim gün Beran’ı içimde diri diri gömmüştüm. Tek damla göz yaşı akıtmadan. Tek bir pişmanlık hissetmeden. Şimdi hissettiğim pişmanlık mı, özlem mi, yoksa o zamanlara dönsek daha farklı olurdu düşüncesi mi bilmiyordum.


‘’Ayliz, Beran geri dönmüş. İstanbul’a geri dönmüş. Eski mahallesine, Bügelerin oraya geri dönmüş.’’


Geri dönmüş.. Geri dönmüş demek benim onunla neredeyse her ortamda karşılaşma ihtimalim, yüzünü görme ihtimalim.. Kaybolduğum gözlerine tekrar bakma ihtimalimdi. Evliliğimin sallantıya girme ihtimali de vardı tabii. Bunları düşünmeyi bırakıp ‘’Neden dönmüş?’’ diye sordum direk.


‘’Asıl problem bu aslında. Evleniyormuş. Tam bende bilmiyorum ama ya nişanlı, ya nişanlanacak. Ya da evlenecek bilmiyorum yani bi hayırlı iş için gelmiş bu kadarını biliyorum. Başkasından duyarsan kötü olursun diye de ben söylemek istedim sana. Büge olmadan konuşalım demem bahaneydi direk aklına böyle bişey gelsin istemedim. Büge yolda buraya geliyor zaten. Heh bak geldi bile.’’ Elini kaldırdı Büge bizi görüp olduğumuz yere gelsin diye. 


‘’İyi misin bitanem?’’ eliyle sırtımı sıvazlıyordu bunu yaparken de Suna ile göz göze bakarak -ne yapacağız şimdi- diye düşündüklerini adım gibi biliyordum. 


‘’Dün kitaplığımda bir kitap buldum.’’ ikiside kitap bulmak ile şuan ki durumun ne alakası var diye kalmıştı.


‘’Ne kitabı?’’ 


‘’Konunun kitapla alakası ne şuan? Beran geldi. Buna mı odaklansak.’’ Büge ben eskiye döneceğim diye içinde yaşadığı korkuyu fazlası ile dışarı vuruyordu.


‘’Beran’ın bana aldığı bir kitap. Kitabın varlığını hatırlamıyorum çünkü ben bitirdiğim gün ona dair tüm herşeyi yakıp atmıştım buna siz şahitsiniz. Serdar ile defalarca taşındık kitaplarımı kendi ellerimle kaldırıp kolileyip açtım ve siz dışında kimse taşınmamıza yardıma gelmedi bile. Aklım benimle oyun mu oynuyor bilmiyorum ama o kitap benim kitaplığımda değildi. Kitabın ara ara sayfalarında Beranın kendi el yazısıyla yazılmış bana dair aşk sözcükleri vs var ve ben bunu bile bile yıllardır Serdar ile aynı çatı altında tutmam. Dün bütün yazdığı cümleleri onun sesiyle okudum. Özledim mi, yoksa yarım kaldığı için pişman mıyım, kızgın ve kırgın mıyım bilmiyorum ama uzun zamandır adını dahi hatırlamadığım Beran bu sabah ben Serdara sarıldığımda sanki ona sarılmış gibiydim. Bana şuan gülerek evli bi kadınsın ve kocana sarılırken başkasını mı hayal ediyorsun diyebilirsiniz. Gülebilirsiniz. Ama içimde adını konduramadığım bir duygu var.’’ İkiside sustu. Sustu.. Sustu.. Sustu.. 


‘’Ayliz, seni yargılamıyoruz bu durumda da her zaman olduğu gibi yanında olmak istiyoruz. Özlediysen de bu çok normal değil mi Büge sen söylesene.’’ Büge kendini toparladı gıcık tutan boğazını temizledi önce. Sonra da ne diyeceğini bilemeyip, ‘’Evet, çok doğru söylüyoruz, belki de sen bitirdiğin için çok uzun yıllar sonra pişman oldun. Belkide şuan aklında bitirmeseydim nasıl bir hayat bizi beklerdi diye düşünüyorsun. Ama biz gerçek dostların olarak da sana şunu hatırlatmalıyız ki Ayliz sen çok yaralandın o süreçte. Bunları sakın unutma..’’


Haklıydı, yine haklıydılar. 3 yıl boyunca mutlu olduğum gün kadar ağlayıp kahrolmuştum ben. Yaşamadığım tek bir saçmalık, tek bir acı kalmamıştı. Ama şimdi aynı şehirde, hayatımdaki tüm insanların onunla ortak arkadaşımız olması.. Serdar, evliliğim. Üstelik Beran’ın evliliği. Bitmesini kabul etmiştim belki ama evlenmesini edemeyecektim.  


Denizden gelen hafif serin esinti yüzüme sertçe vurup geçerken, içimdeki fırtınayı dindirmeye yetmiyordu. Büge’nin ve Sunay’ın endişeli bakışları altında saatlerce o bankta oturduk. Güneş yavaş yavaş batarken gökyüzü, sanki inatlaşmış gibi o günleri hatırlatırcasına turuncuya boyandı. Her şey geçmişin bir kopyası gibi üzerime üzerime geliyordu.


Eve döndüğümde saat akşamı çoktan bulmuştu. Serdar mutfakta, her zamanki sakinliğiyle akşam yemeği hazırlığı yapıyordu. Beni görünce yüzünde o tatlı, güven veren gülümseme belirdi.


‘’Neredesiniz kızlarla? Merak ettim sizi, deniz havası iyi geldi mi bari?’’


Ona baktım. Beni seven, koruyan, bana karşı her zaman sabırlı olan o adama. İçimdeki suçluluk duygusu boğazıma büyük bir düğüm gibi oturdu. Beran’ın yıllar sonra şehre döndüğünü, üstelik evleneceğini henüz bilmiyordu. Bilmemesi mi gerekiyordu, yoksa bu sır o kitabın sayfaları gibi aramızda aşılmaz bir duvar mı örecekti?


‘’İyi geldi sevgilim, biraz dertleştik sadece,’’ diyebildim sesimdeki titremeyi gizlemeye çalışarak.


Hayat, unuttuğumu sandığım ne varsa önüme yeniden koyuyor, beni köşeye sıkıştırıyordu. Beran'ın dönüşü belki de sadece geçmişin bir hayaleti değildi; bugüne kadar inşa ettiğim her şeyi sarsmaya gelen gerçek bir fırtınaydı. Ve ben bu fırtınanın ortasında ne yapacağımı henüz bilmiyordum.