3 MART 2015
‘’Büge ben derse girmek istemiyorum anlamıyor musun? Siz Sunay ile birlikte gidin ama benim hiç hoca dinleyip not alacak halim yok.’’
‘’Sinirlenmeye başlıyorum ama. Kimse okulunu uzatmayacak hepimiz aynı yıl mezun olacağız ve o derse girilecek Ayliz. Tek aşk acısı çeken insan sen değilsin bu ülkede.’’
‘’Büge kızı rahat mı bıraksan acaba? Notları sonrasında alır sınıftan birinden. Böyle derse girip daha ilgisiz gözükse iyi mi olur hocanın gözünde?’’
‘’Off tamam. Ben karışmıyorum ne yaparsanız yapın. Ama 4 yıl sonra gelip bana Ayliz bir yıl daha okuyacak demeyin kıyameti koparırım.’’
Sunay’a teşekkür edercesine baktım. Beni Büge’nin ısrar ve baskısından kurtarmıştı ve artık ona borçluydum. Hepimizin hayali 4 yıl sonra aynı anda buradan mezun olmaktı aslında Büge’nin bütün telaşesi buydu.
‘’Ayliz, istersen bende seninle kalabilirim. Eğer onu görüp karşılaşıp kötü olacaksan benimde derse girmeme gerek yok.’’
Ozan.. Görsem yüzüne tüküreceğim şerefsiz!
‘’Kızlar ilginiz için teşekkür ederim ama benim bu halim o şerefsizi düşündüğümden ya da sevdiğimden değil. Kendi enayiliğimden. Kendime kızgın olduğum için toparlanamıyorum yoksa onu gördüğüm ilk yerde suratına tüküreceğim bunu görürseniz sizde söyleyebilirsiniz kendisine.’’
Ozan benimle birlikte aynı anda 4 kızla daha görüşen hepimizi aynı anda idare eden şerefsizin tekiydi. Kendi aptallığım yüzünden toparlanmam ve özgüvenimi geri kazanmam gerçekten zor olacaktı.
‘’Merak etme canım ilk gördüğüm yerde ben tekme tokat bile girişirim sen hiç üzülme.’’
‘’Büge hadi Büge derse geç kalıyoruz Büge!’’
Sunay Bügeyi de alıp derse doğru yola koyulmuşlardı.. Bende kahve almak için kantine doğru yürümeye başladım. Herkes o kadar mutlu ve neşeliydi ki. Hayatta bu kadar keyif alacak ne buluyorlardı merak ediyordum.. Bi an olsun kulaklarımı tamamen tıkayıp insanların hiç bir gülüşme, kahkaha ve konuşma seslerini duymak istemedim.. Yapamadım..
Kantine geldiğimde sıra boydan boya kuyruk oluşturmuştu. Sanırım bu saatler herkesin boş ders saatiydi. Hava yağmurlu olduğu için kantinin içerisi resmen griye bürünmüştü.
O kasveti kış sabahında, herkes kentin gri ve siyah tonlarına bürünmüşken kalabalığın ortasında beliren o turuncu mont, hayatıma girecek fırtınanın ilk habercisiydi. Rengi öyle canlı, öyle aykırıydı ki; gri bir tuvale atılmış fırça darbesi gibi gözümü ondan alamamıştım. O gün sadece bir renge değil, o rengin taşıdığı o sıcak ve tehlikeli dünyaya çekildiğimi çok sonra anlayacaktım…
Gözlerimi kaçırmaya çalıştım. Turuncu montlu çocuğa resmen kitlenmiş durumdaydım. Onu izlediğimi fark etmemesi için elimden gelen bütün kaçış planlarını yaptım. Başarılı olabilmiş miydim bilmiyorum ama yüzüm utançtan kiraz kırmızısına dönmüştü ki arkamda duran kız “İlerleyecek misiniz?” diyip sıranın bana geldiğini hatırlatana dek.
Kahveyi alıp kantinde boş bir masaya oturdum. Bügelerin dersi bitene kadar benimde bir sonraki dersime kadar beklemek zorundaydım.
“Serdar beklesene oğlum. Nereye yetişiyoruz.”
Serdar. Okulun en popüler çocuğu. Komikliği ile tüm kızları etrafında pervane ediyor, bazen ortadan kayboluyor, bazen de içine kapanıyordu. Sürekli karşılaşıp “Günaydın” demekten başka bir konuşmamız olmamıştı bugüne kadar ama herkes Serdar’ın hayatına fazlasıyla hakimdi. Çünkü o başkaydı..
“Heyy suç ortağı dalıp gitmişsin yine.” Sunay’ın sesi irkilmeme sebep olmuştu çünkü gerçekten dalıp gitmiştim. Birlikte çok fazla stalk yapıp herşeyden haberdar olduğumuz için o bana suç ortağı derdi. Sıcaklığı yüzünden elimi yakan bardağı masaya koydum.
“Sunay otursana bişey soracağım.” sandalyeyi yanıma çekti çantasını ve elinde duran defter kitapları masanın üzerine koydu.
“Noldu? İyi misin? Bak o şerefsizle karşılaşt-”
“Sunay bi dur bi sakin ol. Sessiz de ol ayrıca.” gözümle turuncu montlu çocuğu işaret ettim “Tanıyor musun?” Kafasını gözümle işaret ettiğim yere çevirdi. O da aynı benim gibi kitlendi önce.
“Hayır tanımıyorum, daha önce de görmedim. Üst sınıf mı acaba. Neden sordun bişey mi oldu?” derken Büge yanımıza yaklaştı. O da diğer tarafıma bir sandalye çekip oturdu. “Ne konuşuyorsunuz siz fısır fısır?”
“Büge sana bir şey soracağım Sunaya sordum. Sessiz ve sakin ol.” Gözümü yine turuncu montlu çocuğa işaret ettim “Tanıyor musun?” İşaret ettiğim yere döndü, gülmeye başladı.
“Tanıyorum evet. Neden noldu?”
“Nasıl tanıyorsun?”
“Aynı sokakta oturuyoruz ayrıca annelerimiz de yakın arkadaş. Çok bir muhabbetim yok hatta hiç yok. Ama tanıyorum birinci sınıf bizimle aynı yaşta. Beran. Yani adı Beran.”
“Beran..." Zihnime sıradan iki heceden ibaret bir kelime gibi düştü o an. Sıradan bir sokak detayı, önemsiz bir ortak tanıdık cümlesiydi benim için. Oysa bilmiyordum; hayatımı kökünden sarsacak, tüm düzenimi yerle bir edecek o büyük felaketin adıymış meğer Beran. Ve ben, fırtınaya doğru adım adım yürüdüğümden tamamen habersizce sadece kafamı sallamakla yetindim.
“Neden sustun heyyy, noldu Beran herkes ile konuşmaz zaten okulda da çok görünmez sen neden sordun?”
“Merak ettim Büge bişey yok illa bişey olması gerekmiyor belkide insanlar birbirlerine bizim de ismimizi soruyordur çok büyütme olayları.” Ne diyeceğimi şaşırmıştım o an. Ara ara Beran ile göz göze geliyordum ve gözlerimi kaçırsam da o sanki benim ona olan kaçamak bakışlarımın anlamını bilip farklı şekilde gülümsüyordu.
“Neyse Ayliz öyle olsun. Sunay bana ders notlarını verir misin son yirmi dakikayı not alamadım fotokopi çektireceğim.”
Sunay ile Büge konuşmaya devam ediyordu ama ben o an zihinsel olarak orada değildim. Soyadını sormak istiyordum yapamıyordum, tanıştır bizi demek istiyordum onu da yapamıyordum. Bu çocuğun beni neden bu kadar etkisi altına aldığını da merak ediyordum. Kendime itiraf edemediğim bir şey mi vardı yoksa kendi kendime mi abartıyordum karar veremiyordum.
“Kızlar ben kalkıyorum Başar hocayla görüşmem lazım. Tamamen unuttum ben onu.” derken ayağa kalkıp masanın üzerinden çantamı alıp oturduğum sandalyeyi hafif geriye itmiştim kalkabilmek için.
“Akşam geleceksiniz dimi? Annem hazırlık yaptı o kadar siz geleceksiniz diye.” Bügelere gideceğimizi tamamen unutmuştum ama unuttuğumu da belli etmemeliydim. Evet dercesine kafa salladım ve kantinden çıkmak için yola koyuldum.
Beran’ın oturduğu masanın yanından geçerken ister istemez kulak misafiri olduğum futbol muhabbeti oldu. Sanki suç işlemişim gibi çocuğun yanından resmen kafam yere eğik bir şekilde hızlı hızlı yürüyerek geçmiştim.
“Hocam, hocam!” Kantinden çıkar çıkmaz Başar hocayı yakalayabilmiştim. Bana bir öğretmen değil abi olduğu için ona minnettardım çünkü bütün okul hayatım boyunca bana yol göstereceğini şuan için bilmiyordum. Zamanla görecektim..
“Ayliz koşma canım koşma burdayım.” Boyu benim iki katımdı bu yüzden yüzüne bakabilmek için kafamı oldukça yukarıya çevirmek zorunda kalıyordum. O da bana cüce diyordu. Büge asla Başar hocayla anlaşamazdı çünkü Başar hoca mizahı sert bir adamdı. Büge de fazlasıyla alıngan. Şaka olduğunu anlamayıp çoğunu ciddiye alıyordu.
“Hocam ben proje teslim tarihi için biraz daha süre istesem olur mu? Anlatamayacağım bir durum zaten anlatıpta kendimi rezil etmek istemiyorum.” Kafamı toparlayamamıştım. Ozandan sonra hala kendime kızıyordum. Kızmakla kalmıyor içten içe resmen kendime hakaretler ediyordum.
Önce bana bi baktı. Sonra gülümsedi. İç çekti. Ellerini göğsünde birleştirdi ve her zaman ki gibi duvara yaslanarak, “Ayliz sence ben aptal birimiyim?” dedi. Bu sefer de Başar hocanın suratına bakakalmıştım. Yanlış bir şey mi söyledim diye düşündüm. Hayır sadece biraz süre istemiştim bunun neresi yanlıştı. Özel hayatımı anlatmak zorunda değildim. Ailevi bir sorunum da olabilirdi. “O ne demek hocam estağfurullah. Ben öyle bir şey söylemedim, söylemem de.”
“Ayliz biliyorum canım, ben okulda hocanım evet ama dışarıda abinim. Ozan şerefsizinin ne haltlar çevirdiğini biliyorum. Merak etme kimse söylemedi bu sabah siz kızlarla bahçede konuşurken ben de arka masanızda kahve içiyordum ama siz beni fark etmediniz. Büge doğru söyledi ilk aşk acısı çeken sen değilsin. Ve benim tanıdığım o tuttuğunu koparan Ayliz de bu değil. Ben Aylizi geri istiyorum eminim Sunay ve Büge de bunu istiyordur.” Durdu etrafa baktı. Sanki biri konuştuklarımızı duyuyormu diye kontrol etti ve ardından devam etti “Bu söylediklerim seni kırmasın. Herkesten önce sen önemlisin ve sen bir şey kaybetmedin Ayliz. Başın, omuzların dik yürüyeceksin. Ve proje için sana fazladan süre tanımayacağım çünkü benim tanıdığım Ayliz asıl o proje için fazladan zaman istersen utanır.” Cümlenin sonunda. Sonra yutkunmakta güçlük çekip dolan gözlerimden yaşlar akmasın diye sürekli bakışlarımı kaçırdım. Haklıydı, hayatıma kaldığım yerden en güçlü şekilde devam etmek zorundaydım.
“Haklısınız hocam. Özür dilerim. Böyle düşünememiştim hatta bir kaç gündür sağlıklı düşünme becerimi de kaybetmiştim. Teşekkür ederim, abi.” elimi camın önündeki mermere dayadım sanki zorla ayakta duruyor ve bayılacakmış gibi hissetmiştim. Bacaklarım titriyordu. Başar hoca elimi tutarak, “Biz güçlü Aylizi geri istiyoruz.” dedi. Ardından, “Ooo Berancım seni sınıf dışında görebiliyor muyduk?” Beran mı? Kafamı kaldırmak istemiyordum. Göz yaşlarım kesin pıtı pıtı diye süzülecekti yanaklarımdan.
“Hocam arada bunalıyorum yoksa yine dışarı çıkmam. Projeyi erken teslim edeceğim bilginiz olsun. Okulun şehir dışındaki maçına gitmem gerekecek.” Proje, maç. Ses tonu.
“Gözlerimi yaşartıyorsun Beran gerçekten. Getir bakalım umarım yakışıklılığını kullanıp okulda peşinden koşan kızlara yaptırmamışsındır projeni.”
“Hocam kim peşimden koşuyor. Kafamı kaldırıp bakmıyorum bile.” cümlesi bittiğinde kafamı kaldırıp gözlerinin içine baktım. O da benim gözlerime kitlenmişti. Bir süre ne Başar hoca konuştu ne de o cümlesine bir ekleme de bulundu. Gözlerinin rengi o kadar güzeldi ki. Ne mavi, ne yeşil, ela desen o da değildi. Kirpikleri, uzun ve gür. Beranda bir şey vardı beni çeken. Ve ben sanırım buna engel olmayacaktım.
“Neyse hocam görüşürüz derste.” Elini kaldırıp sallar gibi vedalaşma hareketi yaptı. “Görüşürüz Berkancım.” dedi Başar hoca da kafasını sallayarak.
“Berkan ya, sessiz sakin bi çocuk kimseyle muhattap olmaz zorla okul takımındaki çocuklarla. Canı da sıkılmıyor hayret ediyorum. Tüm kızlar peşinde onlara pas verdiğini dahi görmedim.” Belli ki Başar hoca turuncuyu baya yakından tanıyordu. Turuncu.. Umudun rengi..
“Ben tanımıyorum hocam, ilk defa gördüm desem yeridir. Aman aman bi yakışıklılığı da yok bence.” söylediğime kendim bile inanmamıştım. Ne demek yok? Sen kafayı yemişsin Ayliz.
“Nedense en büyük aşklar böyle başlıyor. Birbirinize nasıl baktığınızı gördüm. Yorum yok.” Başar hoca vurmuştu ve gol olmuştu. Ama ben o an bunun gol olduğunun farkında değildim. Çünkü ihtimal vermiyordum. Önümdeki 3 yıldan habersizdim. 11 Mart gününden habersizdim..