Arabayı park edip indikten sonra kilitlemek için arabaya döndüğümde her zamanki gibi yamuk park eden insanlar yüzünden benimde yamuk park etmek zorunda olduğumu fark ettim. Bu hep böyleydi. İnsanlar yüzünden düz değil ehliyet kurslarında yamuk park etmeyi öğretmeleri gerekiyordu.
Arka koltuğa bıraktığım market poşetlerini almayı unuttuğumu fark edince elimi kapıyı açmak için uzattım ve poşetleri aldım. Ardından başta yapacağım arabayı kilitleme eylemini gerçekleştirdim.
Hava kendini sonbaharın gelişine bırakmış, tamamen griye teslim olmuştu. Çoğu insan bu havanın boğduğunu söylese de benim için tam cam kenarında kitap okumalık ve kahve yudumlamalık havalardı..
Bunları düşünürken sonunda site kapısına ulaşıp asansör düğmesine basabilmiştim. 12. kata asansör olmasaydı nasıl bu poşetler ile çıkabilirdim diye düşündüm bir an. Derken asansörün kapısı aralandı ve eşime kavuşmanın verdiği heyecan ile sanki yeni evliymişim gibi sırıta sırıta asansöre bindim.
Serdar ile 6 yıl önce evlenmiştik.. 6 yılın öncesinde de sonrasında da hiç pişman olmayacağıma emindim çünkü o harika bir adamdı. Ev işlerinde bana yardım ediyor, etrafımda dört dönüyor, kalbimi kırmamak ve beni incitmemek için her şeyi en ince ayrıntısına kadar düşünüp yapıyordu. Bazıları benimde çalıştığım için ev işlerinde yardım ettiğini söylüyor ama ben bu yazılı olmayan kuralı asla kabul etmiyorum. Serdar başkaydı, bambaşkaydı..
Asansörün kapısı aralandı ve daire kapısına doğru sessiz adımlarla ilerlemeye başladım ki Serdar yine camdan beni beklemiş ve ben daha zile basmadan kapıyı açmıştı. Bunu hep böyle yapıyordur. Geleceğim saati asla kaçırmadan camda bekleyip zile basmadan kapıyı açıyor ya da ben yukarı çıkmadan telefonuma bir mesaj gönderiyordu. ‘’Geldi benim güzelim..’’ Sonra da ben mesajı okurken yüzümde oluşan o aptal sırıtışı izlemek için camdan dışarı fırlayacakmışcasına beni izliyordu.
‘’Hoşgeldin hayatım. Bugün yine çok güzel olmuşsun ve artık eskisi gibi seni aşırı kıskanmaya başlamam gerektiğini düşünüyorum.’’
Serdar ilişkinin ilk başlarında fazlasıyla kıskanç bir adamdı. Daha önce yaşadığı ilişkisini biliyordum ve o derece kıskanç olmasına da belirli bir süre hak vermiştim. Ama o kıskançlık krizleri belirli bir yerden sonra beni boğmaya ve ondan uzaklaştırmaya başlamıştı. Bunu dile getirdiğimde ise Serdar asla çıkışmamış bana sonuna kadar hak vermişti. Bu söylediği de tamamen şakaydı bunu biliyordum.
‘’Hoşbuldum hayatım. Kıskançlık krizlerini ara sıra özlemiyorum değil aslında -gülümsedim-. Sana sevdiğin meyvelerden aldım poşetleri tutabilir misin? Bende ayakkabılarımı çıkarayım.’’
‘’Ver bakalım poşetleri. Meyvelerden sende yiyeceksin, yemiyorum diye bir mazeret kabul etmiyorum. Kendine bakmıyorsun Ayliz kendin dışında herkesi düşünüyorsun, ama kendine sıra geldiğinde kaçacak yer arıyorsun.’’
Serdar hep bu huyumdan dolayı şikayet ediyordu. Kendi çektiğim acıları ve üzüntüleri bastırmak için miydi bilmiyorum ama hayatımda kim olursa olsun herşeyine en önce ben koşuyor, kendimden çok karşımdakini düşünüyordum. Hemde konu ne olursa olsun..
‘’Tamam sen yerken bende biraz tırtıklayabilirim ama fazlasını yemem için lütfen sende bana ısrar etme.’’ dedim ayakkabılarımı ayakkabılığa yerleştirirken. Bana sanki ‘hep böyle yapıyorsun’ diyecekmiş gibi baktı. Her ne söyleyecekse içine attı.
‘’Yemek hazır, hadi üzerini değiştir bende masayı kurayım. Çok sevdiğin kremalı makarnadan yaptım. Senin kadar iyi yapabilmiş miyim bi kontrolden geçirmen gerek.’’
‘’Boynuz kulağı geçebilir Serdar bey.’’
Üzerimi değiştirmek için odaya doğru yöneldim. Üzerimde Cuma günü oluşunun rahatlığı vardı evet ama Pazartesi gününe yetiştirmem gereken sunumun da ağırlığı vardı. İkisi sanki birbirini dengeliyormuş gibi ne mutlu olabiliyordum ne stresli. Sunumu anlaşacağımız bir firmaya yapacak olsaydım daha rahat olabilirdim belki ama en yakın arkadaşım ve üstelik yeni evlenecek olan diye altını çizmem gerekirse Büge’ye sunum yapacak olmak.. Beğendirmeye çalışmak.. On farklı firmaya bedel olan bir sunum olacaktı benim için.
Büge üniversiteden arkadaşımdı. Birde bu grubun Sunay’ı vardı. Büge her şeyi zor beğenen grubun birazcık memnuniyetsiz olan karakteriydi. Sunay ise onun aksine biraz daha kolay beğenen ve ne istediğini bilen karaktere sahipti. İkisi de avukatlık okurken benim neden iç mimarlık okuduğumu hep merak etmişlerdi. Bende nedenini hala bilmiyordum önemli olan mutlu olduğum mesleği yapmaktı benim için. Ve ben gayet memnun ve mutluydum..
‘’Hayatım hadi seni bekliyorum sofra hazır.’’
‘’Geldiim geldiiim.’’ diye seslendim giyinme odasından koştur koştur çıkarken. Yemek kokusu koridora kadar yayılmış, benim hamarat kocam yine döktürmüştü.
Masada hemen Serdar’ın yanına oturdum. Yemeğe başlamadan önce elini tutup ‘’İyi ki hayatımdasın. Teşekkür ederim sevgilim. Yine döktürmüşsün.’’ dedim. Gerçekten de iyi ki hayatımdaydı. Aslında yıllarca tanışıp konuşmamış olmamız, farklı hayatlar yaşamamız, sonra ikimizinde yaşadığı o farklı hayatlar sona erip yollarımızın kesişip ilk defa konuşmamız ve bu konuşmanın bu noktaya kadar gelmesi.. Hepsi kader miydi yoksa kısmet mi?
‘’Afiyet olsun güzelim. Sen de iyi ki varsın ve iyi ki hayatımdasın. Ama bir şey mi isteyeceksin de hemen yemek yemeden bi sevgi seline boğdun beni tam anlayamadım.’’ Güldü. Serdar hep böyleydi. En ufak şeyden bile gülünecek bir şey yakalardı.
‘’Aşk olsun Serdar. Ben ne zaman öyle bir şey yaptım. İçimden geldi. Bugün ofiste şöyle bir düşündüm de. Sen bu hayattaki en büyük şansım olabilirsin benim.’’
‘’Asıl sen benim en büyük şansımsın. Soğutma yemeğini hadi başla. Büge’nin sunumu ne oldu? var mı aklında birşeyler?’’
‘’Hayır yok. Pazartesi günü artık okeyleyip ustalara teslim etmem gerekiyor ama Büge daha hiç bir şeyin hazır olmadığını bile bilmiyor. Görüp beğenmediği yerleri de o beğenene kadar uğraşacağımızı düşünürsek bu beni daha da strese sokuyor. Sanırım düğün tarihinden önce teslim edemeyeceğiz ve ben bu detayı düşünmek dahi istemiyorum Serdar.’’
‘’Güzelim hemen yine kötüyü ve olumsuzu düşünüyorsun. Yapma bunu. Sen sunumu Büge’ye göster bakalım belki beğenecek hiç bir kusur bulmayacak.’’
‘’Büge’yi tanımıyormuşum gibi konuşma lütfen. Ben yemekten sonra hemen sunuma başlamalıyım zaten yoksa yetişmeyecek.’’ ben bunu söylerken suratı düştü. Benim için sunum bahaneydi. Ben hep bir şeyleri Serdar’a belli etmek istemediğimde ya da beynimi susturup konuşmak ve düşünmek istemediğimde kaçış yolu arardım.
‘’Bugün cuma bu akşam dinlenip güzelce yarın sabah başlasan? Hem tatlı söyleriz dışardan senin şu çok sevdiğin magnolialardan diye düşünmüştüm.’’
‘’Çok incesin, ama çalışmam gerekiyor. Magnolia benim sözüm olsun.’’ dedim bir çatal makarnayı daha ağzıma götürürken. ‘’Mmmm.. Enfes olmuş. Gerçekten boynuz kulağı geçmiş.’’
‘’Afiyet olsun..’’ bu sefer buruk bir ses tonu vardı..
Yemeği yedikten sonra Serdar’a bulaşıklar konusunda yardım ettim. O süre zarfında hiç konuşmadık. Serdar çok kırılan bir yapıya sahipti ama çokta çabuk gönlü alınan biriydi, yufka yürekliydi aynı zamanda.
‘’Ben hallederim, sen sunumu yapmaya git istersen. Bitti sayılır.’’
‘’Hayır sana yardım etmek istiyorum. İtirazınız mı var Serdar bey?’’
‘’Estağfurullah ne itirazı.’’
Son kirli bulaşığı da makineye koyduktan sonra ellerimi yıkadım ve Serdar’ın yanağına kocaman bir öpücük kondurdum. Gözlerimin içine baktı ve gülümsedi. Kırılmıştı bunun farkındaydım ama belkide benim bu hayatta yaptığım tek bencillik, konuşmamak ve düşünmemek için sevdiklerime zaman ayırmadan yapmış olduğum meşguliyetlerimdi. Aslında onlardan göz göre göre kaçmaktı..
Çalışma odasına gittiğimde telefonuma gelen mesaj bildirimine gözüm çarptı. ‘’EyBiEs’’ grubundan bir yeni mesaj. Bu grubun ismini çok düşünmüştük, sonrasında kim neden ve nasıl bu fikri çıkardı hatırlayamıyorum ama herşeyi zor beğenen Büge’nin bile hoşuna gitmişti bu isim. İngilizce baş harflerimizin okunuşu ile oluşmuştu.. A : Ey - B : Bi - S : Es ! Mesaj gönderen kişi Bügeydi. ‘’Koalam’’ diye kayıtlıydı çünkü tam bir temas bağımlısıydı. Sunay ise ‘’Şirinem’’ olarak kayıtlıydı. Çünkü gerçekten kibarlığı, nafiliği anlatılamazdı bile.
Gönderen: Koalam
‘’Kızlar ben delirmek üzereyim! Düğüne 2 ay var ve hiç bir şey yetişmeyecekmiş gibi duruyor! Ben akıl sağlığımı kaybetmeden önce sizden ricam lütfen benim akıl sağlığımı kaybetmeme izin vermeyin.’’
Gönderen: Şirinem
‘’Abartma Büge. İlk evlenen sen değilsin Ayliz tecrübeli bak ona sorabilirsin. Bu süreçten sadece sen geçmiyorsun ayrıca biraz fazla abartmıyor musun. Biz de her zaman yanındayız onu söylemiyorum bile.’’
Gönderen: Ben
‘’Sunay doğru söylüyor sanki biraz fazla abartıyorsun. Evet bir süre maalesef her şeye yetişmek zorundaymış gibi olur ama sonrasında çevrendeki yakınlarının aslında herşeyi hallettiğini göreceksin. Şimdi beni meşgul etmeyin çünkü çok güzel bir gelinin mimarlığını yapmak üzere sunumumu tamamlayacağım.. Yarın saat 3’te her zaman ki cafe?’’
Gönderen: Şirinem
‘’Bana uyar, hem bu stresli gelin hanımın da biraz stresini almış oluruz. Seni ben alırım Ayliz araba Serdar da kalsın.’’
Gönderen: Koalam
‘’Tamam tamam bi an sadece küçük bir patlama yaşadım, yarın 3’te her zamanki cafe, okey.’’
Gönderen: Ben
‘’Tamam o zaman kızlar anlaştık, sizi çok öpüyorum!’’
Telefonun ekranını kapatıp masanın üzerine koydum. Sunuma başlamadan önce aylar önce aldığım ev ölçülerinin yazılı olduğu defteri bulmam gerekiyordu. Yoksa masanın başına oturmamın dahi hiç bir anlamı olmayacaktı.
Masanın çekmecesini açtım, Saçma sapan bütün evrakları buraya tıkıştırmıştım. Bazen Serdar doğru söylüyordu, bir kadın olarak özellikle çalışırken çok fazla dağınıktım ama bu psikolojik mi yoksa meslek hastalığı mı emin olamıyordum. Aradığım hiç bir şeyi bulamayınca çekmeceyi tekrar geri kapattım ve bu sefer kitaplığıma yöneldim.
Kitap raflarını karıştırmaya başladım ve sonunda dördüncü rafta aradığım şeyi buldum. Ölçülerin yazılı olduğu defteri kitapların arasından çıkartmaya çalışırken yere bir kitap düşürdüm. Aslında okumadığım hiç bir kitabı kitaplığa kaldırmazdım ve hepsinin nizami bir sırası kategori kategori bir düzeni vardı. Serdar’ın söylediği dağınıklığa göre tek düzenli eşyam kitaplığımdı çünkü 13 yaşından beri en hassas noktamdı. Ama yere düşen kitap bana çok yabancıydı.. Benim miydi onu bile bilmiyordum..
Eğilip yere düşen kitabı kaldırdım. Kapağın ön yüzünü çevirdiğimde nefesim kesildi. Ellerimin hem titreyip hem de buz kestiğini anlatacak kelime bile bulamadım. Kapağı açıp sayfalarını çevirmeye cesaret edemedim. Derin bir nefes aldım çalışma masasının sandalyesine oturdum. Neden şimdi? Nerden çıkmıştı bu kitap? Yıllar sonra neden benim karşıma çıkıyordu da bütün geçmişi gözümün önünden film şeridi gibi geçirtiyordu.
Yutkunmakta zorluk çektiğimi fark ettim. Önce akan göz yaşlarımı sildim sonra da kitabın kapağını açtım. İlk sayfasını çevirdim, her kıvrımına kadar tanıdığım o el yazısı.. Kalem tutuşu gözümün önünde canlandı o an. ‘’Böyle güzel gülmeyi nereden öğrendin? Seni çok seviyorum. Birbirimizden hiç ayrılmayacağız. Sen benim mutluluğumsun.’’
Bu kitap ne zamandır buradaydı ve ben bu kitabın varlığını nasıl unutmuştum. Nasıl bu kitapla aynı çatı altında Serdar ile birlikte yaşamaya devam etmiştim. Göğsümün tam ortasına bir yumruk saplanmıştı sanki. Özlem mi, öfke mi, kırgınlık mı, hasret mi… Karar veremediğim duyguları resmen bir kaç dakika içinde yaşamıştım.
Kitabı tamamen incelediğimde her yeni bölümün başlangıcına ‘’Geleceğim, Huzurum, Kalbim, Sevdiğim, Mutluluğum..’’ yazılmıştı.. Aynı el yazısı, aynı kıvrımlı harfler. Son sayfaya geldiğimde yine ilk sayfadaki gibi bir kaç cümle.. ‘’Beray demek ‘herşey senin uğruna’ demekmiş. Bunu şimdi sana neden yazdığımı merak ediyorsundur. Bu hayatta herşey senin uğruna evet ama Berayı sana en sevdiğin yere gittiğimizde anlatacağım.. Bu kitabı okumayı çok istediğini biliyordum. Seni çok seviyorum güzel gözlüm.. Beran PAMİR’’ Ve imzası..
Kitabın kapağını sertçe kapattım. 11 yıl.. ON BİR YIL! Bu kitabı bütün hatıraları ile atmış olmam gerekirdi. Herşeyi atıp özellikle hala sesi ile okuyacağım bu kitabı saklayamazdım. Neden şimdi? Bu kitabı atmıştım ama birisi gelip tekrar kitaplığıma mı yerleştirmişti yoksa gerçekten atmayı mı unutmuştum. Unutmuş olamazdım çünkü Serdar ile evliliğimizde neredeyse her sene taşınmıştık. Serdar bu kitabı nasıl görmemişti. Ben bu kitapla aynı çatı altında Serdar ile birlikte nasıl yaşamıştım.
Kitabı atıp atmamak arasında çok uzun süre ikilem yaşadım. Sonunda atmayıp kitaplıkta Serdar’ın asla göremeyeceği bir yere kaldırdım. Gözyaşlarımı sildim, nefesimi düzene soktum. 11 yıl öncesinin kırıntıları gün yüzüne çıkacaktı belli ki..