İçeriğe geç

Başlamadan Önce...

Adımı sorma.
Bazı isimler söylenince eksilir,
bazı yüzler hatırlanınca silinir.
Beni hangi aynada gördüğünü söyleme;
Belki baktığın yüz bendim,
Belki de sana benzeyen biriydim.

Bir ömrü omuzlarında taşıdım,
bir kalbi başka bir kalbe bağladım.
Kendim sandığım ne varsa
bir başkasının gözünde tamamladım.
Sonra bir gün o gözler kapandı;
ben, kendime bakmayı unuttum.

Bir ev vardı, içinde sesler;
bir oda vardı, içinde nefesler.
Bir el vardı, elimdeyken dünya;
çekildiğinde avuçlarımda yalnızca çizgiler kaldı.

Sandım ki insan, sahip oldukları kadardır.
Bir isim, bir yüz, bir ev, bir hatıra...
Sandım ki sevildiğim yerde varım,
hatırlandığım sürece kaybolmam.

Yanılmışım.

Çünkü bazı şeyler elinden alınmaz;
sen onları bıraktığını sanarken içinden sökülür.

Önce bir ses gider.
Sonra bir koku.
Sonra bir yüzün ayrıntısı.
Sonra o yüzün sana nasıl baktığı.

En son adın kalır.

Ve insan,
kendi adını duyduğunda bile
kimden söz edildiğini anlayamazsa
geriye ne kalır?

Sana ait sandığın her şeyin
bir gün senden ayrılacağını düşün.

Sevdiğin insanın.
Evinin.
Geçmişinin.
Yüzünün.
Adının.

Hepsi giderse...

Benden geriye ne kalır?

Belki hiçbir şey.

Belki birinin hafızasında yarım kalmış bir cümle.

Belki bir çekmecede unutulmuş bir fotoğraf.

Belki bir başkasının sesinde,
artık sahibini bilmediği bir kelime.

Belki de senin içinde
hiç tanımadığın birinin bıraktığı boşluk.

Öyleyse söyle:

Ben kimdim?

Beni seven miydim,
yoksa sevildiğimi sanan mı?

Beni hatırlayan mıydı ben,
yoksa hatırlanırken değişen mi?

Ve eğer bir gün
aynaya baktığında kendini bulamazsan,
sakın korkma.

Çünkü belki de ilk kez
gerçekten kendine bakıyorsundur.

Adımı sorma.

Belki sen biliyorsun.

Belki ben hiç olmadım.

Belki de bütün mesele
benden geriye ne kaldığı değil;

geriye kalanların kime ait olduğuydu.