İçeriğe geç

5. KISIM – TEPSİDEN DİREKSİYON

Evde geçen günlerin hepsi böyle değildi. Ali’nin çocukluğundan kalan fotoğraflara bakıldığında, karşılarına çoğu zaman mutlu görünen bir aile çıkıyordu. Bir arada durdukları, kameraya baktıkları anlar vardı. Fotoğraflar, çekildikleri saniyeyi saklıyordu; öncesinde ve sonrasında neler konuşulduğunu değil.

Sarı gecekondunun salonu Ali’nin hem uyuduğu hem oynadığı yerdi. Bir beşiği olmamıştı. Küçükken sandığın üzerinde yatmıştı. Kırmızı desenli halı, televizyon ve katalitik soba da bu odadaydı. Kışın soba yandığında ısınan yer esas olarak salon olurdu; mutfakla salonun arasındaki perde kapı yerine geçerdi.

Ali oyuncak arabalarını halının üzerinde sürerdi. Bazen arabalar da yetmezdi ona. Evdeki yuvarlak tepsiyi alır, koltuğun üzerine çıkar, iki eliyle tepsiyi kavrardı. Tepsi direksiyon olurdu; Ali de kendi dolmuşunun şoförü.

Tepsiyi sağa sola çevirir, koltuğun üzerinde oturduğu yerden hayalindeki dolmuşu sürerdi. Yanına bir bardak su alır, arada bardağı kaldırıp rakı içiyormuş gibi yapardı. Sonra bardağı bırakır, yeniden direksiyona dönerdi. Salondaki koltuk onun için bir dolmuştu; oyununu kurmak için başka bir çocuğa ihtiyacı yoktu.

Annesi Ali’nin çok yaramaz, çok hareketli olduğunu söylerdi. Annesinin arkadaşları da onun hakkında konuşur, annesine söz ederdi. Ali’nin çocukluk fotoğraflarında gördüğü gülümsemelerle bu anlatılanlar aynı evin parçalarıydı.

Bir şey konuşulurken Ali de araya girmek istediğinde bazen sözü daha başlamadan kesilirdi.

“Sen konuşma, sus.”

“Sen bilmezsin.”

Söylemek istediği şey ağzında kalırdı. Kendisini anlatmayı, bir şeye itiraz etmeyi öğrenebileceği anlarda konuşmasına izin verilmediğini hatırlıyordu.

Babası eve geldiğinde ise Ali’nin içinde başka bir duygu belirirdi: korku. Bunun nedenini o günlerde açıklayamazdı. Yalnızca babasının gelişinin, evdeki her şeyi daha dikkatli izlemesine yol açtığını bilirdi.

Bir süre sonra yine salonda, yine kendi oyununa dönerdi. Koltuğun üzerine oturur, tepsiyi direksiyon yapardı. Bazen yanında su dolu bir bardak da olurdu. Evde kendisine ait bir dolmuş ve dilediğince sürdüğü bir yol vardı.

***

Bugün eski fotoğraflara baktığımda hepimizin mutlu göründüğü kareler görüyorum. O görüntüleri inkâr etmiyorum. Ama fotoğrafın dışında kalan sesleri de hatırlıyorum.

Bir şey söylemek isteyip susturulduğum anları. Babam eve geldiğinde nedenini tam bilmeden duyduğum korkuyu.

Bir de salondaki koltuğu ve elimde tuttuğum yuvarlak tepsiyi.

O tepsiyi çevirdiğimde gerçekten bir yere gitmiyordum. Ama kendimi dolmuş şoförü sandığım, bir bardak suyla büyükleri taklit ettiğim o oyun hâlâ aklımda.