İçeriğe geç

Bölüm 1 — Ravian

Alagard ile Valdren arasındaki üç yıllık kanlı savaş, Alagard İmparatoru'nun sarayında ölü bulunmasıyla birden sona ermişti. Tahtın tek varisi, imparatorun henüz sekiz yaşındaki en büyük oğlu Darian'dı. Ancak böylesine güçlü bir imparatorluğu çocuk yaştaki bir hükümdarın ayakta tutması neredeyse imkânsızdı. Bu yüzden imparatorun sağ kolu Aason, vakit kaybetmeden Alagard Konseyi'ni topladı. Valdren başta olmak üzere çevredeki tüm imparatorluklarla kapsamlı bir ateşkes anlaşması imzalandı. Şartlar açıktı. Darian yirmi yaşına basana kadar hiçbir devlet Alagard'a savaş açamayacak, Alagard'ın dahil olduğu hiçbir çatışmaya müdahale etmeyecekti. Ancak bunun ağır bir bedeli vardı.

Alagard, stratejik açıdan büyük önem taşıyan pek çok toprağını komşu imparatorluklara bırakmak zorunda kalmıştı. Aason ve konsey üyeleri, bu kadar büyük bir tavizi neden kabul etmişlerdi? Çünkü Darian'ın tahta çıkması, ölen imparatorun son arzusuydu. Eski imparator, Alagard tahtını büyük oğlunun devralmasını istemişti. Konsey ve Aason da Darian'ı tahta geçirerek onun vasiyetini yerine getirmişti. Fakat küçük Darian'ın tahta çıktıktan sonraki ilk icraatı, Aason'un bile dehşete düşmesine neden oldu. Henüz üç yaşındaki öz kardeşini sahte bir isim ve soyisimle halkın arasına göndermişti. Aason bunun nedenini sorduğunda Darian'ın yüzünde en ufak bir tereddüt yoktu.

“Gelecekte çıkabilecek olası bir taht kavgasını önlemek adına yapılmış küçük bir feda.”

Böylece Alagard İmparatorluğu, küllerinin arasından yeniden yükselmeye başladı. Darian henüz on üç yaşındayken birçok büyü türünde ustalaşmış, yirmi yaşına geldiğinde ise dünyanın sayılı büyücülerinden biri hâline gelmişti. Babası için intikam yemini etmişti. Bu yemin uğruna ordusunu acımasız ve katı kurallarla yeniden yapılandırdı. Stratejik zekâsını her geçen gün daha da keskinleştirdi. Otuz yaşına geldiğinde Alagard, Darian'ın kusursuz taktikleri ve demir disiplinli ordusu sayesinde yeryüzündeki en güçlü imparatorluk hâline gelmişti. Artık intikamının önündeki tek engel zamandı. Ve Darian'ın zihninde yıllardır şekillenen plan, yavaş yavaş son hâlini almaya başladı. Aylar boyunca orduda omuz omuza savaşan Kevin ve Julia, birbirlerine derinden bağlanmıştı.

Emekli olduklarında evlenmeye söz verdiler. Ve ordudaki hizmetlerini tamamladıkları gün, bu sözlerini tuttular. Kısa süre sonra Kevin, sevgilerinin bir simgesi olacak bir çocuk sahibi olmak istediğini Julia'ya anlattı. Kendi soyundan gelen devasa mana havuzundan bahsetti. Bir gün son derece güçlü bir büyücü yetiştirme düşüncesi onu heyecanlandırıyordu. Julia ise aynı heyecanı paylaşmıyordu. Onu kemiren tek bir korku vardı.

Ya ileride bir savaş çıkar ve çocuğumuzu kaybedersek?

Kevin, eşinin endişelerini sabırla dinledi. Onu koruyacaklarına ve çocuklarını güçlü bir şekilde yetiştireceklerine dair söz verdi. Sonunda Julia da ikna oldu. Kararlarından iki ay sonra hamile kaldı. Dokuz ayın ardından sağlıklı bir erkek çocuk dünyaya geldi. Bebeğini kollarına alan Kevin'ın yüzünde tarifsiz bir mutluluk vardı. İsim verme hakkını da büyük bir heyecanla üstlendi. Çocuğunun gözlerinin içine bakarak tek bir isim fısıldadı.

“Ravian...”

Ravian çocukluğu boyunca tek bir hayalin peşinden koştu: Efsanevi bir büyücü olmak. Ancak sekiz yaşına bastığında, hem kendi kaderini hem de imparatorluğun geleceğini değiştirecek dönemin kapısında olduğundan henüz habersizdi.

“Hadi, Ravian. Odaklan!”

Kevin'in gür sesi ahşap duvarlarda yankılandı. Karşısında duran küçük Ravian yüzünü buruşturmuştu.

“Elimden geleni yapıyorum, baba!”

Ravian siyah gözlerini kapattı.

Odaklan...

Elini öne doğru uzattı. Avucunun üzerinde dans eden küçük bir alev hayal etmeye çalıştı. Birkaç saniye sonra nefesini verip gözlerini açtı.

“Oldu mu?”

Kevin oğlunun boş avucuna baktı.

“Eh... Pek oldu sayılmaz.”

Ravian'ın yüzündeki heyecan bir anda söndü. Kevin gülümseyerek tekrar konuştu.

“Bir daha dene, oğlum.”

“Mananı elinde hisset. Sadece ateşi düşün.”

Ravian başını salladı ve yeniden gözlerini kapattı.

Manamı elimde hissedeceğim...

Nefesini yavaşça düzenledi.

Sonra da ateş!

Birkaç saniye boyunca hiçbir şey olmadı. Sonra Kevin'ın rahat ifadesi birden değişti.

“Oğlum. Aç gözünü.”

Ravian gözlerini açtığında avucunun üzerinde hayal ettiğinden çok daha büyük bir alev yükseliyordu.

“Yaptım!”

Bir anda yerinden sıçradı.

“Yaptım! Yaptım!”

Kevin oğlunun sevincini izlerken gururla gülümsedi.

“Kutlarım, oğlum. İlk büyünü yaptın.”

Ravian'ın yüzü ışıldadı.

“Evet! Başardım!”

Kevin gülerek başını salladı.

“Akşam yemeğinden önce ocağı sen yakmaya ne dersin? Böylece annene güzel bir sürpriz yapmış olursun.”

“Evet! Harika olur!”

Akşam olduğunda evin içini yemek kokuları doldurmuştu. Julia mutfakta akşam yemeğini hazırlarken Kevin kapının yanında duruyordu.

“Tatlım.”

Julia başını çevirdi.

“Ocağı Ravian yaksın mı?”

Julia ne dediğini anlayamamış gibi kaşlarını kaldırdı.

“Ne?”

“Ocağı diyorum. Ravian yaksın mı?”

Julia oğluna baktı.

“Ocağı Ravian mı yakacak? Peki. Yapsın bakalım.”

Ravian'ın yüzü anında heyecanla aydınlandı. Annesinin gözlerinin üzerinde olduğunu bilerek elini kaldırdı ve gözlerini kapattı. Bütün dikkatini avucunda toplamaya çalıştı. Küçük bedeni hafifçe gerildi. Julia merakla Kevin'e baktı. Kevin ise yalnızca gülümsedi. Bir anda Ravian'ın sesi yükseldi.

“Ah! Yaptım!”

Julia'nın bakışları irileşti.

“Kevin?”

Kevin cevap vermedi. Julia tekrar oğluna baktı.

“Kevin... İlk büyüsünü yaptı.”

“Evet.”

Ravian avucunun üzerinde dans eden alevi büyük bir merakla izliyordu. Ne korkuyordu ne de yorulmuştu.

“Yakayım mı ocağı?”

Kevin'in gözleri gururla parladı.

“Yak oğlum.”

Ravian elini yavaşça ocağa doğru uzattı. Avucundaki alev odunlara değdiği anda ateş birden büyüdü. Ocak harıl harıl yanmaya başladı. Ravian'ın yüzünde kocaman bir gülümseme belirdi.

“Hehe! Yaktım!”

Kevin ve Julia hiçbir şey söylemeden oğullarına baktılar. O gün ikisi de Ravian'ın ilk büyüsüne tanıklık etmişti.