Hayvanların eş bulmak için kendilerine özgü yolları vardır. Şarkı söyler, dans eder ve bazen biz insanların anlamlandıramadığı şeyler yaparlar. Çünkü bununla doğarlar. İnsanlar ise öyle değildir. Bizi mihraba götüren yolu öğrenmek zorundayız. Ve hepsinden önemlisi, aşkı bulmamıza yardım eden bir şeye sahibiz: tek bir bakış.
"Beni buradan kaçır, lütfen." Henry, elini Noah'nın omzuna koyarak yalvardı.
"Hiç şansın yok." Noah, birkaç hanımla sohbet eden annesine baktı. "Kaybolduğumu fark ederse bana acımaz."
Haklıydı.
Londra sosyetesinin Sezonu iki genci bir nehir gibi önüne katmış, baloların, akşam yemeklerinin, operaların ve bitmek bilmeyen davetlerin içinde sürüklüyordu. Henry bütün günü evrakların arasında geçirmişti. Dinlenmeye ihtiyacı vardı. Üstelik sıcak bir banyo da hiç fena olmazdı.
"Demek benim yerime kendini feda etmeyeceksin, öyle mi?"
Noah ona çaresizce baktı.
"Aynen öyle."
"Bir de halanın öğrenmeyeceğini sanıyorsan yanılıyorsun."
Henry derin bir nefes aldı.
"Bu kadar yakın olmaları iyi mi kötü mü, bazen emin olamıyorum."
"Bizim birlikte büyümemizi sağladı."
"Tamam... Haklısın."
Noah'nın annesiyle Henry'nin annesi yıllarca çok yakın dost olmuşlardı... ta ki Leydi Acklam ölene kadar. Bu, Henry daha küçük bir çocukken yaşanmıştı. Annesi bir hastalık yüzünden hayatını kaybetmişti. Ayrıntıları hiçbir zaman bilmek istememişti. Hatırladığı tek şey, annesiyle geçirdiği son anlar ve onun ölümünün ardından babasının yaşadığı tarifsiz yıkımdı.
Bu acı kaybın ardından halası, o ve diğer üç kardeşiyle ilgilenmek üzere Acklam Malikanesine taşınmıştı.
"Leydi Keighley ve kızı buraya geliyor." diye belirtti Noah.
Keighleyler ve Binhamlar yakın aile dostlarıydı. Binhamların aksine Acklamlar yaşadıkları kayıptan sonra uzun senelerini taşrada geçirmişlerdi, bu sebeple kimseyle pek yakınlık kurdukları söylenemezdi.
Henry arkadaşına döndü. "Nasıl görünüyorum?"
"Anna ile mi ilgileniyorsun?" Sesinde şaşkınlık vardı.
Henry alaycı bir hayal kırıklığıyla ona baktı. "Hoş bir hanım yakınıma geldiğinde her zaman kendime özen göstermişimdir."
Ellilerinin sonunda olan Kontes, genç adamları selamladı. "Lord Acklam, babanızın rahatsızlandığını duydum. Geçmiş olsun dileklerimi iletmek istedim."
"Çok naziksiniz"
"Sizler nasılsınız?" diye sordu sonrasında. Kısa bir sohbetin ardından sıra valse gelmişti. Noah her zamanki gibi dans etmek üzere elini Anna'ya uzattı. Ancak biri daha erken davrandı. Şaşkınlıkla dostuna döndü. Henry - dans etmeye alerjisi varmış gibi davranan çocukluk dostu - Anna'ya elini uzatmıştı.
Henry merakla kadını süzdü. Bal köpüğü rengindeki saçları güzel bir şekilde toplanmıştı. Beyaz tenine uygun bir şekilde lila rengi bir elbise giymişti. Yosun yeşili gözleri salonun aydınlatmasında parlıyordu. Henry onun ne kadar güzel olduğunu bilse de düşüncelerinde buna yer vermedi. Yanakları şeftali rengini almıştı. Hemen kulağının yanağına bağlanan noktasında soluk bir ben vardı. Ne kadar da ustalıkla yerleştirilmiş duruyordu.
Kadına doğru adımladı. "Bu dansı bana lütfeder misiniz?"
Anna tereddütle bir Henry'e bir de Noah'ya baktı. Noah onu rahatlatmak ister gibi başını hafifçe salladı. Böylece Anna'nın parmakları adamın avuç içine doğru kaydı. "Memnuniyetle, Lordum."
Henry onu elinden tutup yavaşça dans pistine doğru ilerledi. Orkestra çalmaya başladığında ikisi de birbirlerine doğru adımladı. Artık sohbet edebilecek mesafedeydiler. Henry kısa bir an Noah'ya baktı. Kafası karışmış görünüyordu. Gözleri tekrardan Anna'yı buldu. "Geceden keyif alıyor musunuz?"
Anna başını salladı. "Lord ve Leydi Gildon'ın baloları beni hep eğlendirmiştir."
İleride birkaç hokkabaz hazırlıklarını tamamlıyorlardı. Gecenin sonuna doğru yine bir gösteri olacaktı belli ki. "Eğlenmeyi biliyorlar."
Anna gülümsedi. "Keyif almanıza sevindim."
Genç adam elini kadının belindeki oyuğa nazikçe yerleştirdi. Daha önce hiç dans etmediklerini düşününce oldukça akıcı olduklarını fark ederek şaşırdı. "Ancak balolar yalnızca keyif almak için değil. Bunda hemfikiriz sanırsam?"
Anna bakışlarını ona dikti. "Değinmek istediğiniz noktada açık olabilirsiniz."
Henry gülümsedi. Genç kadını çok uzun zamandır tanıyordu. Lafı dolandırmayı sevmeyen bir yapısı vardı.
"Dört sezondur bir eş seçmemiş olmanız beni düşündürüyordu." Kadını yavaşça çevirip önüne aldı ve bedenlerini birbirine yasladı. Topuzundan dökülen birkaç bukle adamın çenesine değiyordu.
Anna duruşunu dikleştirdi. Genç adamı göremiyor olsa da onun nefesinin yanaklarına değdiğini hissedebiliyordu. "Ne konuda?"
Henry, kadını tekrardan kendine çevirdi ve açıkça Noah'ya baktı. Kadının görmesini istedi. Anna onun bakışlarını takip ettiğinde kaşları çatıldı. Henry ile göz göze geldiklerinde aksini söylemek üzere asabı bozulmuş gibi gülümsedi. "Sizi temin ederim ki-"
"Lütfen, bir kör dahi yakınlığınızı fark ederdi." Bunu bir iğneleme edasıyla söylediğinde sesini hemen değiştirdi. "Demek istediğim... İyi anlaşıyorsunuz."
"Evet," diyerek kabul etti kadın. "Zira Lord Binham'ın arkadaşlığı epey keyifli. Kimse bundan mahrum kalmak istemez." Kısa bir an duraksadı ve yüzüne zafer dolu bir gülümseme yerleştirerek devam etti. "Bunda hemfikiriz sanırsam?"
Genç adamın çenesi seğirdi. Planı istediği gibi gitmiyordu. Noah mutlu bir yuva kurmak istiyordu ve hak ediyordu da. Henry dostu için bu sıkıcı balolara katlanmaya razıydı. Ancak eş bulma konusunda Noah pek başarılı değildi. Yani, gözünün önündeki kadını nasıl göremezdi?
"Kesinlikle, Noah harikadır. Çok sadıktır. Yalnızca bir dostun değil, her insanın az ya da çok bir yakınlık kurduğu takdirde memnun olacağı bir karakteri vardır. O... tanıdığım en iyi insan."
Anna sakinlikle adamı dinledi. Dostuna duyduğu sevgi ve inançtan bahsederken ne kadar da farklı görünüyordu. Noah aynı şekilde Henry'den bahsettiğinde Anna bu ayrıntılara dikkat etmemişti. Henry'nin anlattıklarında bilmediği bir şey yoktu. Ancak anlatış biçimi... Ona daha önce buradan bakmamıştı ve görmemişti. Noah'nın onun hakkında söylediklerini düşündü.
Sevdikleri uğruna kendini feda etmekten bir an olsun çekinmeyecek bir adam. Savaş meydanında aldığı tek kurşun yarası, beni korumak içindi. Dünyada tanıdığım en erdemli ve şerefli insan odur.
"Size katıldığımı söylemem gerek. Kendisinin arkadaşlığını her zaman içten bulmuşumdur."
Henry başını salladı.
"Üstelik bizi yakıştırdığınız için de teşekkür etmeliyim. Onun gibi bir beyefendi çok iyi bir eş olurdu, buna eminim."
"Böyle düşünmeniz güzel. Sanıyorum ki dostluğunuza çok bağlısınız. Bunu bozmak istemediğinizi görüyorum."
Anna bir süre sadece Henry'nin gözlerinin içine baktı. Henry bu esnada bakışlar, diye düşündü. Aşkla ilgili okuduğu şu yazıda bundan bahsediyordu. Anna'nın Noah ile hoş vakit geçirdiğini gözlemlemişti ancak birbirlerine nasıl baktıklarına hiç dikkat etmemişti. O halde onları bir kere daha dans ederken görmesi gerekiyordu.
"Hayır Lordum, bunu bozmak istemem."
Kadının ses tonunu neye yorumlayacağından emin olamadı. Bu, Noah ile evlenmek isterim ancak onun böyle düşüneceğini sanmıyorum demek miydi yoksa Noah hakkında böyle bir isteği olmadığı ve onun kalbini kırmak istemediği anlamında mıydı?
Daha derine inmek istese de dans sona ermiş, birbirlerinden uzaklaşmışlardı. Noah ve Leydi Keighley'nin yanına döndüler.
"Sanırım Bayan Keighley'le dansınızı çaldım."
Anna Henry'e baktığında genç adam gördüğü şeyin hayal kırıklığı olduğunu düşündü ancak bu bir yanılgı gibi geldi.
Noah keyifli bir biçimde elini Anna'ya uzattı. "Leydim,"
Henry ikisinin dans pistine ilerleyişini izledi. Sohbetleri, duruşları ve sundukları o gülümsemeler dahi ahenk içindeydi. Henry kaburgalarının arasında bir sıkıntı hissetti.
Bakışlarını onların üstünde gereğinden fazla tutmuştu. Yanındaki kadına döndü. "İçecek ister miydiniz, Leydim?"
Leydi Keighley mutlulukla başını salladı. "Ah, çok iyi olurdu. Leydi Binham'ın yanına uğrayacağım. Bize eşlik edersiniz, değil mi?"
"Zevkle."İçecek almak üzere salonun diğer ucuna doğru adımlamaya başladı. Gözü Noah ve Anna'nın üzerindeydi. Dikkat ettiği tek bir şey vardı. Anna'nın Noah'ya nasıl baktığıydı. Zira bir parça aşk görürse arkadaşı için daha harika birini düşünemezdi. Noah'nın istediği buydu, aşktı.
Anna'nın dans edişini izledi. Nihayetinde gözleri Noah ile birleşeceği sırada beklenmeyen bir şey oldu. Henry tam iki içecek almış ilerliyorken, Anna'nın gözleri onu buldu. Genç adam yakalanmıştı. Kadın ona bakarken sanki zaman durmuş gibi orada kaldı. Her şey çok hızlı gelişti. Karşıdan gelen kişiyi göremedi. Elindeki içkiler hem kendi üzerine hem de talihsiz adamın üzerine döküldü. Kısa bir süre için herkesin dikkati oraya kaymıştı.
Noah, Henry'nin yaşadığı küçük kazaya yüzünü ekşitti. Sonrasında kendini tutamayarak bıyık altından güldü. Anna'ya baktığında ise o pek de iyi görünmüyordu. "İyi misin?"
Kadın burukça gülümsedi. "Düşünüyordum da... Henry bu kadar iyi dost olmamızı kıskanıyor olabilir mi sence?"
Noah gözlerini irice açtı. "Senin için kurşun yedim ancak en yakın dostun o mu?" diye taklit etti. "Eminim buna benzer bir şey derdi."
Anna güldü. "Bugün ilk kez benimle dans etti."
"Beni şaşırttı."
"Ah, çok şaşırmadığını ikimiz de biliyoruz."
Noah çekinerek Anna'ya baktı. "Benimle evlenmeni önerdi, değil mi?" Henry birkaç gündür ona evlilik konusunu açıyor, bu sezon bir hanımla ilgilenip ilgilenmediğini soruyordu.
Anna birbirlerini bu kadar iyi tanımalarına şaşırmadı. Birbirleri hakkında söylediklerini düşününce, onların arkadaşlığı gibi bir arkadaşlık bunu gerektirirdi. "Yanında bir rahip getirdiğini söylese şaşırmazdım."
Üstünü temizlemeye çalışan Henry, işittiği kahkahalara kulak kesildi. Nasıl bu kadar eğlenebiliyorlardı? Neden bunu sorguluyordu ki? Bu iyi bir şeydi. Noah için sevinmeliydi. O halde neden Anna ile konuştuğundan beri o çok emin olduğu hisse dair endişe duymaya başlamıştı? Kadın arkadaşının kalbini kırabilirdi, sebebi bu olmalıydı. Sonuçta Noah daha önce aşık olmamıştı. Henry onun için bir kurşunun önüne rahatlıkla atlayabilirdi ancak onu bir kalp acısından nasıl korur bilmiyordu.
Dans bittiğinde Anna hanımlara katıldı. Henry'nin kız kardeşleri, kontes ve düşesin hep bir arada sohbet etmekteydiler. Peki sevgili erkek kardeşi neredeydi? Oh, hayır. O kaçmıştı. Eh, onunla sonra ödeşirdi.
Noah hanımlara içki almasına yardım etmek için Henry'e katıldı.
"Ona benimle evlenmesini önermek zorunda mıydın?"
Henry'nin gözleri kocaman oldu. Elindeki içkisinden bir yudum almıştı ki o da burnundan çıktı denebilirdi. Genzi yanarken öksürüklere boğuldu.
"O benim arkadaşım."
"Ondan biraz bile hoşlanmadığını söyleme."
"İyi anlaşmamız ona aşık olacağım anlamına gelmiyor."
"Aynı zamanda dürüst."
Noah arkadaşını onayladı.
"Üstelik çok güzel." diye ekledi Henry, bakışları ileride hanımlarla sohbet eden Anna'nın yüzünde gezinirken.
Noah tekrardan onayladı.
Henry ona kaşlarını çatarak baktı.
Noah da ona sorarcasına bakınca ikisi de bıkkınlıkla nefeslerini verdiler.
"Dostum, biliyorum arkadaşlığınızı mahvetmek istemiyorsun-"
"Bu da nereden çıktı?"
Henry omzunu silkti. "Öyle tahmin ediyorum. Seninle birlikte büyüdük." Durakladı. "Bu kadar uyumlu sohbet etmeniz," Dans ederken onları düşündü ve yine kaburgaları arasında o sıkıntı veren his ortaya çıktı. "Dans edişiniz," derken sesi kaçmış gibiydi.
"Seninle de epey uyumlu sohbet ediyoruz. Dans ederken de gayet iyi bir ikiliyiz."
Henry köşeye sıkışmış gibi dudaklarını büzüştürdü.
"Benim aşk hayatımla bu kadar ilgilenmenin sebebi kendininkini ertelemek olabilir mi?"
Henry güldü. Çocukken de böyle yapardı. Hemen alaya alırdı. "Öyle bir hayatım olduğunu sanmıyorum."
"Evet, ben de öyle düşünmüştüm." Biraz ileride duran annesine baktı. Leydi Keighley ve Henry'nin kız kardeşleri ile sohbet etmekteydiler. "Hadi onlara katılalım."
Yol üstü birkaç arkadaşlarına selam verip sohbet etmeleri gerekti. Beyler onları balo sonrası için kulübe davet etmişlerdi ancak ikisinin de dinlenmesi gerekiyordu. Nazikçe davetlerini geri çevirdiler.
Hanımların yanına vardıklarında Anna orada değildi. Hava almak için birkaç leydi ile bahçeye çıkmıştı. Noah onun iyi olmadığını biliyordu. İzin isteyerek yanlarından ayrıldı. Salonu bu kadar hızlı terk etmesi ve bakışlarındaki gizli endişe Henry'i şüpheye düşürmüştü. Elbette onları rahatsız edecek değildi. İkisinin baş başa kalması çok daha iyiydi. En azından kendini buna inandırıyordu.
Noah bahçeye çıktığında birkaç çiftin yürüyüş yaptığını, birkaç hanımefendinin ve beyefendinin ayrı gruplar halinde sohbet ettiğini gördü. Ancak Anna hiçbir yerde yoktu. Gildon Malikanesi tanıdıktı, onu nerede bulacağını biliyordu. Tahmin ettiği gibi kadını bahçenin ormana açılan çıkışında buldu.
"Anna," sakince ona seslendi.
"Lordum,"
"Ah, yapma, sadece biz varız."
Başını salladı. Ancak dudakları titriyor, genç adama bakamıyordu. Çatlayan sesiyle, "Noah," diyebildi.
Genç adam hızlı adımlarla ona ulaştı. Kadın ona sarıldığında sessizce ağlamaya başladı. Gecenin ilerleyen saatlerinde, bir bahçenin sonunda iki dost ağaçlara doğru oturmuştu.
"İyi ki Henry burada değil."
Anna onun olaylarla dalga geçme şeklini severdi. Ona katılarak, "Bizi evlenmeye mecbur ederdi." dedi.
Kısa bir sessizliğin ardından kahkahalara boğuldular. Gecenin ilerleyen saatlerinde orada yalnız olduklarını sanarak oturmaya devam ettiler. Oysa o biri merakına yenik düşüp onlara çoktan şahit olmuştu.