BÖLÜM 2
Çarşamba akşamı üniversitenin büyük bölümü boşalmıştı. Gün boyunca koridorlarda yankılanan öğrenci seslerinin yerini temizlik arabalarının tekerlekleri ve uzaktan kapanan kapıların tok sesi almıştı. Profesör odasında, masasının üzerine yayılmış makalelerden birini okuyordu. Pencerenin ardında şehir yavaş yavaş karanlığa gömülüyor, karşı binaların ışıkları birer birer yanıyordu.
Kapı iki kez tıklandı.
“Gel.”
Tokyo içeri girdi. Üzerindeki koyu renk kabanı çıkarmamıştı. Bir elinde telefonu, diğer kolunun altında birkaç dosya vardı. Kapıyı ayağıyla kapatıp masaya doğru yürüdü.
“Bir sıfır.”
Profesör okuduğu sayfayı çevirdi.
“Biliyorum.”
Tokyo birkaç saniye olduğu yerde kaldı. Telefon ekranında ilk maçın sonucu hâlâ açıktı.
“Bazen sizinle konuşmak gerçekten yorucu.”
Profesör gözlüğünün üzerinden ona baktı.
“Bunu daha önce söylemiştin.”
“Çünkü hâlâ doğru.”
Tokyo pencerenin önündeki koltuğa oturdu. Salı gecesi verilen üç bahisten ilki kazanmıştı. Kulüp haftaya iyi başlamış, üyelerin çoğu Profesör’ün belirlediği miktarlara sadık kalmıştı.
Profesör yeniden önündeki makaleye döndü. Tokyo ise kolunun altındaki dosyalardan birini çıkarıp masaya bıraktı.
“Yeni üye adayı.”
Profesör dosyaya baktı ama elini uzatmadı.
“Kim?”
“Mert Aydın. Kırk bir yaşında. Lojistik şirketi var. Evli, bir çocuk babası.”
“Kim önerdi?”
“Avukat.”
Bahis Kulübü’ne katılmak isteyenlerin sayısı son yıllarda artmıştı. Fakat kulübün bir başvuru formu yoktu. Üyelik satın alınamaz, para karşılığında yer açılamazdı. Yeni isimler çoğu zaman mevcut üyelerden biri tarafından önerilir, ardından Tokyo’nun önüne gelirdi.
Asıl süreç bundan sonra başlardı.
Tokyo adayların yalnızca maddi durumlarını incelemezdi. Borçlarına, iş geçmişlerine, çevrelerine ve bahis alışkanlıklarına bakardı. Ne kadar kazandıklarından çok, kaybettiklerinde ne yaptıklarıyla ilgilenirdi. Çünkü kulüp için en tehlikeli insan parasız biri değil, kontrolünü kaybeden biriydi.
Profesör dosyayı açtı.
“Ne zamandır inceliyorsun?”
“On bir gün.”
“Uzun sürmüş.”
Tokyo arkasına yaslandı.
“İnsanlar dosyalarda daha düzgün görünüyor.”
Profesör ilk sayfadaki fotoğrafa baktı.
“Kararın?”
“Henüz yok.”
“Ne eksik?”
Tokyo ayağa kalktı. Kabanının düğmelerini kapatırken masadaki dosyayı aldı.
“Kendisi.”
Profesör başını kaldırdı.
“Görüşecek misin?”
“Yarım saat sonra.”
Tokyo kapıya yöneldi.
“Tokyo.”
Genç kadın durdu.
Profesör gözlüğünü yeniden taktı.
“İnsanlar kendilerini rahat hissettiklerinde daha çok konuşur.”
Tokyo’nun dudaklarında hafif bir gülümseme oluştu.
“Bu yüzden onun seçtiği yere gidiyorum.”
Kapı kapandı.
Mert Aydın buluşma yerine on dakika erken gelmişti.
Tokyo bunu fark etti.
Şehrin işlek caddelerinden birindeki küçük restoran akşam kalabalığına hazırlanıyordu. Açık mutfaktan tabak sesleri geliyor, kahve makinesinden yükselen buhar havaya kavrulmuş çekirdek kokusu yayıyordu. Tokyo pencereye yakın masada otururken Mert karşısındaki sandalyeye yerleşti.
Fotoğrafından daha genç görünüyordu. Lacivert takım elbisesinin kravatını çıkarmış, gömleğinin ilk düğmesini açmıştı. Sol bileğinde pahalı bir saat vardı fakat bunu göstermek için özel bir çaba harcamıyordu.
“Beni neden görmek istediğinizi tam olarak bilmiyorum,” dedi Mert.
Tokyo önündeki kahve fincanını yavaşça çevirdi.
“Bildiğinizi düşünüyorum.”
Mert kısa bir an gülümsedi.
“Belki tahmin ediyorum.”
“Bahis Kulübü?”
Adamın gülümsemesi hafifçe kayboldu.
“Demek gerçekten var.”
Tokyo cevap vermedi. Yan masadan yükselen kahkaha sesleri kısa süreliğine aralarındaki sessizliği doldurdu.
“Avukat bahsetti,” dedi Mert.
“Ne kadar?”
“Çok az.”
“Bu da fazla.”
Mert arkasına yaslandı.
“Peki neden buradayım?”
“Çünkü cuma akşamı o odada oturmak istiyorsunuz.”
“Evet.”
“Neden?”
Mert hiç düşünmeden cevap verdi.
“Para kazanmak için.”
Tokyo kahvesinden küçük bir yudum aldı.
“Yanlış cevap.”
Mert’in kaşları kalktı.
“Bahis oynanan bir kulübe para kazanmak için katılmak yanlış cevap mı?”
“Biz bahis oynayan insan aramıyoruz.”
“Ne arıyorsunuz?”
Tokyo fincanı tabağına bıraktı. Porselenin çıkardığı ince ses, masadaki gerilimi bir anlığına böldü.
“Kendini kaybetmeyecek insan.”
Mert’in yüzündeki rahat ifade değişti.
Tokyo çantasından ince dosyayı çıkardı.
“Üç yıl önce dört ay içinde yaklaşık dokuz yüz bin lira kaybetmişsiniz.”
Mert’in parmakları masanın üzerinde hareketsiz kaldı.
“Beni araştırmışsınız.”
“Evet.”
“Ne kadar?”
Tokyo dosyayı açtı.
“Cuma gecesi aynı masaya oturacağım bir insan hakkında bilmem gerektiği kadar.”
Mert bakışlarını camın dışına çevirdi. Yağmur, caddedeki araç ışıklarını birbirine karıştırıyordu.
“Sonra bıraktım.”
Tokyo başını hafifçe yana eğdi.
“Hayır. Bahsi bırakmadınız. Miktarı düşürdünüz.”
Mert yeniden ona baktı.
“Farkı nedir?”
“Büyük.”
Tokyo dosyayı kapattı.
“Kaybettikten sonra ne yaptınız?”
Mert bir süre cevap vermedi. Restoranın içindeki konuşmalar, çatal bıçak sesleri ve kahve makinesinin uğultusu aralarında akmaya devam etti.
“Geri almaya çalıştım.”
“Ne kadar süre?”
“Dört ay.”
“Sonra?”
“Durdum.”
“Neden?”
Bu kez sessizlik daha uzun sürdü.
Mert su bardağına uzandı ama içmedi.
“Bir sabah oğlumu okula bırakıyordum. Bana bir şey anlatıyordu.”
Tokyo bekledi.
“Ne anlattığını hatırlamıyorum.”
Mert’in sesi ilk kez değişmişti.
“Çünkü aklımda sadece o akşam oynayacağım maç vardı.”
Tokyo gözlerini ondan ayırmadı.
“O zaman fark ettim. Para kaybetmiyordum.”
Mert kısa bir nefes aldı.
“Hayatımı kaçırıyordum.”
Tokyo insanların yalan söylediği anları tanımaya alışmıştı. Gereğinden uzun süren bakışları, cevaptan önceki küçük gecikmeleri, ellerin istemsiz hareketlerini… Mert’te bunların hiçbirini görmedi.
“Ne zamandır yüksek miktarlı bahis oynamıyorsunuz?”
“İki yıl sekiz ay.”
Tokyo bunu zaten biliyordu.
“Peki şimdi neden geri dönmek istiyorsunuz?”
Mert birkaç saniye düşündü.
“Çünkü bu kez tek başıma karar vermek istemiyorum.”
Tokyo önündeki dosyayı çantasına koydu ve ayağa kalktı.
Mert şaşırdı.
“Bu kadar mı?”
“Bu kadar.”
“Cevabınız ne?”
Tokyo kabanını düzeltti.
“Cuma günü saat sekizde barda olun.”
Mert’in yüzünde kısa süreli bir şaşkınlık belirdi.
“Kabul edildim mi?”
Tokyo çantasını omzuna taktı.
“Cuma günü kapı açılırsa.”
“Ya açılmazsa?”
Tokyo masaya hesabı karşılayacak kadar para bıraktı.
“O zaman başka bir cuma gecesi planlarsınız.”
Restorandan çıktığında yağmur hafiflemişti.
Tokyo kaldırımın kenarında birkaç saniye durdu. Telefonunu çıkarıp Mert Aydın’ın dosyasını açtı. Ekranın altında iki seçenek vardı.
Bir süre düşündü.
Sonra parmağını ekrana dokundurdu.
ONAYLANDI.
Perşembe günü ikinci bahis sonuçlandı.
Kazandı.
Tokyo, maçın bitiminden birkaç dakika sonra Profesör’e yalnızca kısa bir mesaj gönderdi.
2/2
Cevap fazla gecikmedi.
Gördüm.
Tokyo telefon ekranına bakıp başını iki yana salladı.
“Tabii ki gördünüz.”
Üçüncü bahis perşembe gecesi oynandı. İlk iki sonucun ardından kulüp üyelerinin ilgisi artmış, Tokyo’nun telefonu maç boyunca birkaç kez titremişti. Kimseye cevap vermedi. Kurallar açıktı; bahis başladıktan sonra karar değişmezdi.
Gece yarısına doğru son maç da tamamlandı.
Üçüncü seçim kazanmıştı.
3/3.
Salı gecesi verilen üç bahis, üç galibiyetle sonuçlanmıştı.
Tokyo bu kez Profesör’e mesaj atmadı.
Zaten gördüğünü biliyordu.
Cuma sabahı bar henüz kapalıydı. Sandalyeler masaların üzerine ters çevrilmiş, bir gece önceki caz müziğinin yerini buzdolaplarının hafif uğultusu almıştı. Güneş, ön camlardan içeri soluk bir ışık bırakıyordu.
Tokyo arka taraftaki küçük ofiste tek başına çalışıyordu.
Önünde cuma toplantısına katılacak üyelerin listesi vardı. Her ismin yanında önceki bahislerde yatırılan miktarlar, net kazançlar ve kulübe bırakılacak paylar bulunuyordu.
Listenin en altında yeni bir isim vardı.
Mert Aydın.
Tokyo ismin yanına küçük bir işaret koydu.
Cuma gecesi kapı onun için açılacaktı.
Ardından hesaplama ekranına geçti.
Üyelerin yatırdığı miktarlar birbirinden farklıydı. Kimi daha temkinli davranmış, kimi Profesör’ün izin verdiği üst sınıra kadar çıkmıştı. Tokyo rakamları tek tek kontrol etti. Üç bahsin toplam getirilerini hesapladı, ana paraları düştü ve yalnızca net kazançları bıraktı.
Ekranın altındaki rakam birkaç kez değişti.
Sonunda durdu.
TOPLAM NET KAZANÇ: 1.840.000 TL
Tokyo birkaç tuşa daha bastı.
Kulübün payı ekranda belirdi.
%25: 460.000 TL
Kapı açıldı.
Profesör içeri girdiğinde elinde iki kahve vardı. Birini Tokyo’nun masasının kenarına bıraktı.
“Toplam?”
Tokyo gözlerini ekrandan ayırmadı.
“Bir milyon sekiz yüz kırk bin net kazanç.”
Profesör kahvesinin kapağını açtı.
“Pay?”
“Dört yüz altmış bin.”
Profesör başını salladı.
“Fena değil.”
Tokyo bu kez ona baktı.
“Üçte üç yaptık.”
“Biliyorum.”
“Bazen biraz sevinmeyi deneyebilirsiniz.”
Profesör kahvesinden küçük bir yudum aldı.
“Sen ikimize yetecek kadar seviniyorsun.”
Tokyo istemsizce gülümsedi.
Profesör masanın üzerindeki listeyi fark etti.
“Yeni üye?”
“Onayladım.”
“Emin misin?”
Tokyo sandalyesinde arkasına yaslandı.
“Hayır.”
Profesör kaşlarını hafifçe kaldırdı.
Tokyo kahvesini eline aldı.
“İnsanlardan hiçbir zaman o kadar emin olmadım.”
Profesör birkaç saniye ona baktı. Kendi cümlesini başka bir ağızdan duymuş gibi belli belirsiz gülümsedi.
Tokyo yeniden bilgisayarına döndü.
“Bir de diğer dosyalar var.”
Profesör’ün bakışları değişti.
Tokyo ekranda başka bir klasör açtı.
Klasörün adı yoktu.
İçinde yalnızca numaralar vardı.
İlk dosya açıldı.
Yedi yaşında bir çocuk. Uzun süredir bekleyen bir ameliyat. Ailenin karşılayamadığı hastane masrafı.
İkinci dosya.
İki aydır kirasını ödeyemeyen, evden çıkarılmak üzere olan bir anne ve iki çocuk.
Üçüncü dosya.
Üniversiteyi kazanmış ancak eğitim ve barınma masraflarını karşılayamayan genç bir öğrenci.
Tokyo rakamları yan yana getirdi.
“Üç dosya.”
Profesör ayakta kaldı.
“Toplam?”
“Üç yüz on beş bin.”
“Öde.”
Tokyo başını kaldırdı.
“Cuma payları henüz gelmedi.”
“Gelir.”
“Ya gelmezse?”
Profesör ekrandaki ilk dosyaya baktı. Çocuğun hastane raporunun yanında bekleyen ödeme tarihi vardı.
“Onların bekleyecek zamanı var mı?”
Tokyo cevap vermedi.
Profesör kahvesini masaya bıraktı.
“Öde.”
İşte Bahis Kulübü’nün dışarıdan görünmeyen tarafı buydu.
Üyeler kazandıkları paranın yüzde yirmi beşini kulübe bırakıyor, fakat bu paranın nereye gittiğini bilmiyordu. Yardımı alanlar da paranın nereden geldiğini hiçbir zaman öğrenmiyordu.
Yıllar içinde fondan hastane borçları ödenmiş, öğrencilerin eğitim masrafları karşılanmış, evlerinden çıkarılmak üzere olan ailelerin kiraları kapatılmıştı. Dosyaları Tokyo inceliyor, son kararı Profesör veriyordu. İsimler gizleniyor, ödemeler mümkün olduğunca iz bırakmadan ulaştırılıyordu.
Sistemde veren, alanı tanımıyordu.
Alan da vereni.
Tokyo ilk dosyayı yeniden açtı.
“Üçünü de mi?”
Profesör kapıya yöneldi.
“Üçünü de.”
Tokyo ödeme ekranını hazırladı.
Dışarıda çalışanlar sandalyeleri masalardan indiriyor, bar birkaç saat sonra başlayacak cuma gecesine hazırlanıyordu. Aynı gece on beş kişi gizli kapının ardında yeniden toplanacak, kazançlarının payını bırakacak ve yeni bahisleri bekleyecekti.
Ama henüz hiçbiri bilmiyordu.
Salı gecesi kazandıkları üç bahis, hiç tanımadıkları üç insanın hayatına dokunmuştu.