İçeriğe geç

Bahçedeki Kaktüs

Gece yarısı olmuş, hava da iyice soğumaya başlamıştı. Arca, Selen Hanım, Mert Bey ve Asel sonunda Dikili’ye varmışlardı.

Arca, yolculuk sırasında yaklaşık üç saat uyuduğu için saat gece 23.00’ü göstermesine rağmen hâlâ oldukça enerjikti. Mert Bey arabayı park edip eşyalarını almak için hazırlanırken Arca heyecanla babasına döndü.

— Baba, denize girelim mi?

Mert Bey gülümseyerek oğluna baktı.

— Arca’m, hava oldukça soğuk ve rüzgârlı. Şimdi denize girersek üşüyüp hasta olabilirsin. Yarın güneş açtığında denize girmemiz çok daha doğru olur. Şimdi eve çıkıp güzelce dinlenelim, olur mu?

Arca bir süre düşündü. Sonra kıyıdan yaklaşık bir kilometre ileride görünen büyük bir gemiyi gösterdi.

— O zaman yarın beni o gemiye kadar yüzerek götüreceksin, değil mi baba?

Mert Bey gülümseyerek başını salladı.

— Yarın baba-oğul ilk uzun mesafe yüzüşümüzü yapacağız. Merak etme oğlum.

Arca bu sözleri duyunca mutlu oldu. Hep birlikte eve çıktılar.

Duşlarını aldıktan sonra biraz oyun oynadılar. Artık uyku vakti geldiğinde Selen Hanım, Arca ve Asel yatağa geçtiler. Tam o sırada Arca babasına seslendi:

— Baba, lütfen sen de bizimle uyu. Bu gece hep beraber uyumak istiyorum.

Mert Bey, oğlunun bu isteğini kırmadı. Arca’nın yanına uzandı.

Çok geçmeden Arca, babasının yanında olmanın verdiği güvenle ona sımsıkı sarıldı ve huzur içinde uykuya daldı.

Mert Bey de oğlunun kendisine böyle sıkıca sarılmasından çok mutlu oldu. Bir süre sonra o da uykuya daldı.

Sabah olduğunda Arca, babasına sarılmış bir şekilde uyandıkları yerde gözlerini açtı.

Üstelik uzun zamandır ilk kez bu kadar güzel dinlenmişti. Uykusunu iyice aldığı için güne oldukça enerjik başlamıştı.

Kahvaltılarını yaptıktan sonra Mert Bey:

— Haydi bakalım, bugün enerjini denizde atmaya ne dersin? dedi.

Arca sevinçle yerinden fırladı.

— Yaşasın! Denize gidiyoruz!

Bir süre sonra Mert Bey, Arca ve Asel bahçeye indiler. Selen Hanım ise denizde yiyecekleri sandviçleri hazırlamak için evde kalmıştı.

Arca bahçeye iner inmez oradan oraya koşuşturmaya başladı. Bir anda gözleri bahçedeki kaktüslerin bulunduğu saksılara takıldı.

Merakla kaktüslere doğru ilerledi.

Mert Bey hemen onu uyardı:

— Arca’m, kaktüsler çok sert ve sivri dikenleri olan bitkilerdir. Onlara fazla yaklaşmaman senin için daha güvenli olur. Dikenleri eline ya da ayağına batarsa canın çok yanabilir.

Arca, babasının söylediklerini duydu ama kaktüslerin dikenleri çok ilgisini çekmişti.

Terliklerini çıkarıp kaktüslere biraz daha yaklaştı.

— Baba, ne kadar da sivri dikenleri var! İlk defa böyle bir kaktüs görüyorum.

Arca merakla elini kaktüse doğru uzattı.

Tam o sırada ayağı yanlışlıkla kaktüsün bulunduğu saksıya değdi.

— Ah!

Arca’nın ayağına bir kaktüs dikeni batmıştı.

Mert Bey hemen Arca’nın yanına koştu. Arca’yı ve Asel’i alıp sandalyeye oturdu.

Arca’nın gözleri dolmuştu.

— Keşke seni dinleyip kaktüse yaklaşmasaydım baba…

Mert Bey oğlunun ayağına dikkatlice baktı. O sırada Selen Hanım da hazırladığı sandviçlerle yanlarına geldi.

Neyse ki ayağında diken kalmamıştı. Bu iyi haberdi.

Fakat Arca ayağının üzerine basamıyordu.

— Baba, çok acıyor…

Mert Bey oğlunun ayağını nazikçe kontrol etti, kanayan küçük bölgeyi temizledi ve onu biraz sakinleştirdi.

Sonra:

— Bugün parka gitmek yerine doğrudan denize gidelim. Ayağını da dikkatli bir şekilde suya sokarız, dedi.

Hep birlikte denize gittiler.

Asel, Selen Hanım’ın kucağında; Arca ise Mert Bey’in kucağında suya girdi.

Arca ayağını deniz suyuna soktuğunda bir süre bekledi.

Sonra yüzünde büyük bir gülümseme belirdi.

— Baba! Galiba sen doğru söylemişsin. Deniz suyu ayağımı rahatlattı. Artık eskisi kadar acımıyor!

Mert Bey oğluna gülümsedi.

— Sevindim oğlum. Ama yine de ayağını bugün fazla zorlamayalım.

Arca bir süre daha denizde oynadı. Daha sonra Asel ile birlikte parkta oynadılar.

Günün sonunda hep birlikte eve yürüdüler.

Duşlarını alıp yemeklerini yedikten sonra Arca, Mert Bey’in yanına geldi.

— Baba, sence de ayağımda diken kalmamış, değil mi?

Mert Bey, Arca’yı kucağına aldı ve ayağına tekrar baktı.

— Hayır oğlum, diken görünmüyor. Üstelik eve kadar yürürken de ayağının artık acımadığını söyledin. Ama sanırım bugün önemli bir şey öğrendin.

Arca merakla babasına baktı.

— Ne öğrendim?

Mert Bey gülümseyerek:

— Kaktüslere yaklaşırken daha dikkatli olman gerektiğini, dedi.

Arca biraz düşündü.

— Ama baba, dikenleri çok ilgimi çekmişti. İlk defa böyle bir şey görmüştüm.

Mert Bey oğlunun gözlerinin içine bakarak konuşmaya devam etti:

— Merak etmek çok güzel bir şeydir Arca. Yeni şeyler görmek, öğrenmek ve keşfetmek insanı geliştirir. Ama merak ettiğimiz şey bize zarar verebilecekse daha dikkatli olmalıyız.

Arca sessizce babasını dinliyordu.

— Bir şeyi çok merak ettiğimiz için kendimizi tehlikeye atarsak, merakımız bizi zor durumda bırakabilir. Sen kaktüsün dikenlerinin sana zarar verebileceğini henüz bilmiyordun. Bunu ilk kez gördüğün için merak etmen çok normaldi. Fakat ben seni uyardığımda benim sözümü dinlemen gerekirdi.

Arca başını salladı.

Mert Bey devam etti:

— Büyükler bazen çocukların henüz bilmediği veya karşılaşmadığı şeyleri daha önce deneyimlemiş olabilir. Bu yüzden seni tehlikelerden korumak için yaptığımız uyarıları dikkatle dinlemelisin.

Arca bugün yaşadıklarını düşündü.

Kaktüsleri çok merak etmişti. Fakat babası onu uyarmıştı. Eğer babasını dinleseydi ayağı acımayacaktı.

— Bir daha kaktüslere yaklaşırken önce sana soracağım baba, dedi.

Mert Bey oğluna sarıldı.

— İşte benim akıllı oğlum!

Arca da babasına sımsıkı sarıldı.

O gün Arca, merakına yenik düşmemesi gerektiğini küçük ama önemli bir deneyim yaşayarak öğrenmişti.

Mert Bey ise oğlunun yaşadığı bu deneyimin, söylediklerinin önemini anlamasına yardımcı olmasından mutluydu.

Arca’nın ayağındaki küçük yara birkaç gün içinde iyileşecekti.

Ama o gün öğrendiği ders, belki de çok daha uzun süre aklında kalacaktı:

Merak etmek güzeldir.
Ama merak ederken güvenliğimizi unutmamalıyız.