Elimdeki kocaman tabağa neredeyse tüm keki sığdırmıştım. Eh iki erkek bunu bir oturuşta bile yerdi ne de olsa.
Arabayı sağ salim getirmiştim çok şükür. Hem kutlama - arabayı çiziksiz teslim ettim nişanesi- hem teşekkür için soslu portakallı kek fena fikir değildi bence.
Terliklerimin şap şap çıkardığı sesler eşliğinde bir kat aşağı indim.
Kapıyı Mert açtı.
"Ooo, senden önce kokusu geldi valla. Alayım ben onu."
"Afiyet olsuun."
Hemen bir ısırık almıştı bile.
"Saffet sabah arabayı verdi de. Bir şeyler götürmem gerekiyordu okula."
Bi yandan kafasını sallıyordu dinliyor gibi ama ne dediğimle ilgilenmediği belliydi.
"Üff...Bayağı iyi yapıyorsun sen bunu he."
"Ehehe afiyet olsun."
"Araba çok şükür sağlam. Başına bir şey gelmeden getirdim geri."
"Halledersin sen ya. Kaç yıllık şoförsün."
Mert hiç arabanın derdinde falan değildi. Ayaküstü beni dinlerken üç dilimi yutmuştu resmen. Kardeşine seslendi neyse ki hepsini bitirmeden.
"O da sana bi’ şey verecekti de." dedi ağzı hala doluyken.
Elindeki tabakla koridorda kayboldu sonra. Anahtarı da verememiştim ki!
Biraz sonra Saffet gözüktü ince bir silüet halinde. Yeni uyanmıştı herhalde. Sarsak adımlarla geliyordu. Sabahtan beri uyuyor muydu diye düşündüm. Gerçi işe bu saatlerde çıktığı için normaldi ne de olsa.
Uzun saçlarını ilk defa dağınık gördüğüm için garipsedim, hep bir kısmını yukarıda toplardı.
"N'aptın, zorlandın mı?" diye sordu.
"Yok hiç sorun olmadı. Çok teşekkürler."
Anahtarı uzattım.
Aldı, yan taraftaki vestiyere koyuverdi.
"Mert bir şey verecek demişti..."
Böyle de... Sanki almaya çok istekli gibi olmuştum.
Ama oluşan sessizliği bozmak istemiştim çünkü diğer türlü çocuk burada niye durup durduğumu sorgulayacak gibi durmuyordu.
Biri kekin derdine düşmüştü, diğeri hala uyuyordu.
Biraz düşündü.
"Ha evet..." dedi.
Sonra bi şey demeden o da kayboldu koridorda.
Kaç dakikadır şu kapının önünde bekliyordum acaba.
Mert kekten Saffet'e ayırmış mıydı ki? Garibim kekten haberdar bile olmadan bitecekti kim bilir.
İnşallah öyle olmazdı yoksa çocuğa kuru kuru teşekkür edip anahtarı verip gitmişim gibi olurdu. Gelince söyleyeyim bari.
"Bunları almıştım da yapmaya vakit olmadı. Sen bir şeyler yapıyorsun kullanırsın belki."
Elinde üç paket kuvertür çikolata vardı. Hiç açılmamışlardı bile.
"Ne yapmak istemiştin ki?"
"Bilmem..." derken umursamaz gözükmeye çalışıyordu sanki. Gözlerini kaçırmıştı utanmış gibi.
"O zaman ben kafama göre bir şeyler yapmaya çalışırım, yeriz birlikte."
"Nasıl istersen öyle kullan ya. İstersen komple ısır da ye. Bizde kalırsa çöpe gidecekti, Mert tatlı işlerinde pek becerikli değil. Benim de vaktim yok."
Gülümsedim.
"Yemede bayağı iyi ama. Kek getirmiştim, o bitirmeden git de ye. Sana yapmıştım aslında."
O da gülümsedi.
"Olur yerim, ellerine sağlık."