İçeriğe geç

8. MOBİL BANKACILIK

“Çağla saçmalama. Dert ettiğin şey bu mu?”

“Hayır ama benim sana yardım etmem gerekirken...”

“O niye?”

Kazandığımız para az çok belliydi sonuçta. Üstelik onun yaptığı iş yorucuydu, gecesi gündüzü birbirine giriyordu. Ama bunu böyle söylememem gerekiyordu tabii.

“Yani...Sen gençsin daha. Ondan.” diye çevirmeye çalıştım lafı.

“Eee?” İnanmamıştı tabii.

“Benim sana yardımcı olmam lazım işte sıkıştığında.”

Bir yandan da yürüyorduk. Daha doğrusu o biri yere gidiyordu beni de peşinden sürüklüyordu. Ben de devirdiğim çamı nasıl düzeltirim diye düşünüyordum.

“Bir şeye ihtiyacım yok şu anda. Ama olursa ilk senden isterim, borcunu ödemiş olursun. Tamam mı?”

“Tabii ki ödeyeceğim. En kısa zamanda.”

“Tamam. Sorun nedir o zaman?” Sorun benim ondan sürekli iyilik ve yardım görüp her seferinde ona birazcık daha kapılmamdı özetle.

“Çilingirin parasını da unutmadım not ettim telefonda duruyor.”

“Hani bakayım?”

Aceleyle not uygulamasını açtım. Yazdığım notu bulup uzattım telefonu.

“Hmm. O gün sen bana pasta mı ısmarlamıştın? Düş onu buradan.”

“Ay saçmalama onun hesabını mı yapacağız? O ayrı.”

“Değil mi?” dedi en başından beri yüzüne yapışıp kalmış gülümsemeyle.

“Evet tabii ki.” dedim ciddiyetle.

“Peki benim yarım saattir anlatmaya çalıştığım şeyin ne farkı var?”

“E iyi de aynı şey değil ki...”

Benim ona pasta ısmarlamamla benim tereyağımın, yoğurdumun ve sabunumun parasını ödemesi tabii ki farklıydı ama anlatamıyordum işte.

Kredi kartımın süresi dolunca yeni kart gelmişti eve. Ama ben alışkanlıkla eski kartı alıp çıkmıştım markete. Üstelik “Markete gidiyorum, bir şeye ihtiyacınız var mı?” diye soran da bendim. O da “Ben de gidecektim zaten, beraber gidelim.” deyip gelmişti. Sonrası malûm...

“IBAN’ın bende. İtiraz ettiğin her otuz saniye için bi beş yüz daha gelecek hesabına.”

“Saçmalama.”

“A tamam hemen gönderiyorum.” Gözlerimi devirdim. Koca kadına göz devirtiyordu ergen kızlar gibi.

“Her saniye için de gönderirdim de sıkışığım bu ay biraz. İdare ediver.” Ne güzel dalga geçiyordu benimle, oh valla! Gıcıklık genetikti bunlarda, emindim artık. Bu arada gerçekten telefonuna bakıyordu.

Benimkinden bildirim sesi gelene kadar ciddiye almamıştım onu. Ama gerçekten göndermişti.

“Borç bu ha!” demez mi bir de...

“Bana bak çocuk! Git ötede oyna oyununu. Başlayacağım artık sana!”

Dudağını büktü umursamazca. Saatine baktı sonra ağır ağır. Saniyeye bakıyordu. Yok durmayacaktı bu gerçekten.

Sustum mecburen.

“N’oldu ya? Konuşuyorduk...”

Hasbinallah çekerek kafamı salladım iki yana. Bununla baş edemezdim ben. Borcumu ödemenin başka bir yolunu bulurdum. Çocuk işte n’aparsın...

Ayrıca biz ne zaman gelmiştik bu banka ve ne ara poşetlerimizi koymuştuk?

Ayaklandım.

Beraber eve yürüyorduk sessizce.

“Kızdın mı?” diye sordu biraz sonra.

“Hayır da bana şov yapacaksın diye boştan yere EFT ücreti ödedin.”

“Yok ya benim banka ücret kesmiyor. Tamamen ücretsiz bir şovdu merak etme.” dedi rahat rahat. Yani şu dünyada Saffet gibi olmak vardı cidden.

“İyi.” dedim. Ne diyeyim?

***

“Saffet üniversite okudu mu?”

“Okudu.”

“Ne okudu?”

“Astronomi.”

“Niye kendi alanında çalışmıyor peki? İş arıyor gibi de durmuyor.”

“Bilmem.”

Mert bilgisayarının içini açmış, fanını temizliyordu sanırım. Dikkatini böyle ciddi ciddi bir şeye verdiğini pek görmemiştim. Ben de onu izliyordum. Aslında bir ara benimkini de versem de temizlese diye geçirdim içimden. Ortak yemek sipariş etmiştik, onu bekliyorduk. Saffet neredeydi bilmiyordum. Mert merak bile etmiyordu. Arayalım demiştim, “Sen ara.” demişti ama ben de arayıp kocasını akşam yemeğine bekleyen bir kadın gibi hissetmek istememiştim. Üstelik Mert varken ne alakaydı yani?

“Konuşmadınız mı hiç?” sorularım bitmemişti daha.

“Neyi?” dedi ilgisiz bir sesle. Elindeki kulak çubuğuyla ince yerleri geçiyordu.

“Ne yapmak istediğini işte.”

“Saffet’in ne yapmak istediğini yapana kadar anlayamazsın.”

“E nolacak böyle peki?”

Kafasını kaldırdı Mert. “N’olmuş kine?” dedi sırıtarak. Daha çok yaptığı işi beğendiği için elinde tuttuğu fana sırıtıyor gibiydi.

“Mert!”

“Ne?!”

“Yani sen niye bir şeyler yapıp yönlendirmiyorsun çocuğu diyorum.”

“Kızım Saffet koca adam. Ben ne yapayım? Rehberlik servisi mi açayım koca herife?”

“Koca herif mi? Çocuk daha yirmi beşinde. Biliyorsundur herhalde o kadarını.”

“Yav o yirmi beş yaşında da biz altmış mıyız? Dikildin tepeme annem gibi!”

“Az buz değil yani. Otuza geldik ve ben onun yaşında zorlanmıştım yani.”

“Alt tarafı beş sene öncesi sonrası. Amma yaptın sen de. Saffet’e sorsana bunları hem.”

Kış kış der gibi eliyle kovaladı beni yanından. Daha dağıttığı kasayı toplaması lazımdı, meşguldü tabii. Ben kuru gürültüydüm o an onun için.

“İyi aman. Sorarım Saffet’e.” dedim mutfağa giderken. Bari beklerken turşu sulu ketçaplı sos hazırlayayım demiştim. Mert bolca patates kızartması sipariş etmişti. “Ben kızartayım.” demiştim ama “Anne patatesi istemiyorum çıtır çıtır istiyorum!” diye mızırdanmıştı.

“Aman koş! Tut elinden garibanın.” diye bağırdı arkamdan.

Kendisi de on yedi yaşında gibi davranıp yirmi beş yaşındaki çocuğa otuz beş yaş muamelesi ediyordu.

Hey Allah’ım ya!

***

Akşam tekrar kapılarına gidip zile bastığımda karşımda Mert’i buldum yine.

“Saffet geldi mi?”

“Eyvah! Yandın oğlum Saffet. Kaç!”

Salak. “Hadi hadi, çağır da büyüğün gelsin, uğraşamam seninle.” dedim.

Garip, komik ve saçma bir surat ifadesi yapıp içeri girdi. Güldüm haline.

Biraz sonra Saffet geldi kapıya.

“İyi akşamlar.” dedim ne diyeceğimi bilemedim bir anda. Başıyla aldı selamımı. “N’aber?” dedi. “İyidir. Yürüyüşe gelmek ister misin diyecektim.”

Duraksadı biraz. Saçını karıştırdı. Saçları yine toplu değildi ve kendimi saçlarının dağılışını izlemekten alamamıştım. Bunu normalde erkeklerin yapması gerekiyordu değil mi?

“Yarın akşam yapalım mı?”

İşi vardı herhalde. Ne yapıyordu acaba? Ve neredeydi bugün? Deli saçması bir merak belirdi içimde.

“Olur tabi.”

“Tamam. Görüşürüz.”

Gitmemi bekliyordu. Ben de aniden konuşmaya başlayıp sorularımın hepsini kendiliğinden anlatmasını bekliyordum. Ya da içeri davet etse de olurdu. Aptal Mert’e sorup şansımı tekrar denerdim belki.

“Bir şey mi söyleyecektin?”

“Yoo...” Zaten kulağımın arkasında duran saçımı tekrar yerine koymaya çalıştım gerginlikle. “Görüşürüz.” deyip aşağı yöneldim hızlıca.

Beynim ilkelleşmiş düşüncelerle hareket ediyordu artık. Onsuz da gittiğimi görsün istemiştim. Gördü mü bilmiyorum. Kapı kapanıverdi hemen.

Kalbime bir ağırlık çöktü. Çöreklendi. Oturdu, yayıldı. Her ne yapıyorsa o ağırlık, hiç iyi hissettirmedi. Beni mahvetti. Aniden böyle olmama şaşırdım. Sanki lise yıllarıma dönmüş gibiydim.

Ya görüştüğü genç, güzel bir kız varsa? Ya iş arkadaşıysa ve sürekli görüşüyorlarsa? Ay belki de ondan o işi bırakmıyordu ha? Ya bugün de o kızla birlikteydiyse?

Kendimi kocaman beyaz bir babaanne donu giymiş gibi hissettim bir anda.

Saffet ilgi çekici bir delikanlıydı. Yani bence her anlamda öyleydi. Sanki nerede ne söylemesi gerektiği alt yazı geçiliyordu ona. Kişisel teleprompterı varmış gibi. Hiç büyük tepkiler verdiğini de görmemiştim. Sinirlendiğini bile hatta. Yaşlı ve olgun bir insanın nihayet eriştiği dinginlik vardı onda.

***

Saat on ikiye geliyordu. Balkonda dondurma yiyerek oturuyordum. Dışarısı iyice sessizleşmişti. Belki de bu yüzden Saffet’in alt kattan gelen kahkaha sesini çok rahat duyuyordum.

Dayanamayıp kafamı aşağı eğip baktığımda koltuğa oturmuş telefonla konuştuğunu gördüm. Keşke karşıdaki sesi de duyabilseydim. Acaba kimdi onu böyle güldürebilen? Ve neydi yani?

Arkasını dönünce tüm sınıfın ortak bir espriye güldüğü bir hoca kadar dışlanmış hissettim kendimi. Bağ kurduğunu sandığı öğrencilerinden “Yok bi’ şey hocam.” cevabını almış gibi bir hayal kırıklığı.

Sesi de mırıltı şeklinde geliyordu. Biraz daha eğilirsem cenazemde sorardım artık “Neye gülmüştün?” diye.

İçime dolan sıkıntıyla mutfağa gittim. Boş boş dolanıp geri çıktım. Dış kapıya gittim. Kapı deliğiyle bakıştım. O da sersem bir göz gibi bakıyordu bana. Elim kapı koluna gitti. Sonra n’apıyorum diye düşünüp geri çekildim. Evlerine gidip o balkona dalasım vardı. Benimleyken de gülüyordu ama hiç böyle keyifle kahkaha attığını duymamıştım.

İyice uykum kaçmıştı işte. Huzursuzluğumu unutmak için bilgisayarı açıp TİK raporunu düzenlemeye başladım.