İçeriğe geç

4. LİMONLU ÇAY

Kaskın camı gözyaşlarımdan buhar olmuştu. Sıcak nefesim iyice terletmişti beni.

Motoru nasıl park ettiğime dikkat edemeden durdurdum ve bir hırsla kaskı çıkardım.

Evin anahtarını masamda unuttuğum yolun yarısını geçmişken aklıma gelmişti. Mert evdedir diye onu aramıştım ama o da açmamıştı.

Gözyaşlarımı silip ağladığımın belli olmamasını umarak apartmana girdim. Saffet çıkmış olmalıydı. Saat yedi buçuk olmuştu çünkü ben eve gelene kadar. Mert de ya işten sonra arkadaşlarıyla takılıyordu ya da evde uyuyakalmıştı.

Yine de şansımı denemek için zile bastım.

Kapıyı açan Saffet'ti.

"Sen daha çıkmadın mı?" dedim şaşkınca.

"Yok geç gideceğim bugün."

"N'oldu sana?" dediğinde sesi bir çocukla konuşuyormuş gibi şefkatli geldi. Sonra gözlerim tekrar doldu.

"Anahtarımı okulda unutmuşum. Eski bir kart falan varsa verir misin?"

"Kapıyı kilitlemeden mi çıktın?"

"Evet acelem vardı."

"Açabilecek misin kartla?"

"Deneyeceğim."

Gözleri yüzümde turladı. Ağladığım zaman insanların bunu bilmesini utanç verici bulurum. Gözlerimi ayakkabılarıma dikerek olası bir konuşmayı engellemeye çalıştım.

Bugün her şey kötü başlamıştı. Ve öyle de devam etmişti. Sabah termosifon arıza yapmıştı, soğuk suyla duş almıştım. Hızlıca kurutayım derken saçım elektriklenmişti. Teki dolabın altına kaçan küpemi alırken üstüne basıp saçımı çekmiştim. Üstelik dün okuldan arkadaşlarla oturduğumuz mekanda kıyafetlerim sigara banyosu yapmışım gibi koktuğu için üstüme giyecek başka ceket de bulamamıştım.

Ortam da hiç sarmamıştı zaten. Arkadaşlardan birinin doğum günü kutlanmıştı ama ortaklaşa alınan hediyeye katkı yapamayıp arkadaşa borçlanmıştım. Yani aslında hediyeye ortak olmuştum ama o anda parasını ben ödemediğim için de kendimi geri çekmiştim. Bu kadar saçma sapan geçen bir zaman için gelecek ay binlerce lira ödemek içimi yakmıştı. Üstelik ceketimden olduğum için sabah sabah sinirlenmiştim dün geceki ortama.

En rahatsız edici şey de tırnaklarımı kesmeye vakit bulamamaktı. Gün boyu ellerimi saklayarak gezmeye çalışmıştım.

Saffet biraz sonra elinde kartla geldi. Kartı aldığım gibi teşekkür edip yukarı çıktım. Başarılı olacağıma dair umudum vardı aslında. Ama beş dakika sonra sinirim alt üst olmuştu iyice.

Merdivenlerden gelen adım sesleri de iyice germişti beni beceremediğim için.

Biraz sonra yanımdaydı:

"Müsaade eder misin?"

Daha kartı yeni eline almıştı ki bıraktı aniden.

"N'oldu?" dedim anlamaya çalışırken.

"En iyisi çilingir çağıralım, benim açmam doğru olmaz."

"Ne açıdan?"

"Olmaz işte. Çağıralım çilingiri. İki dakikalık iş."

Hay Allah'ım sanki benim aklıma gelmemişti çilingir çağırmak.

"Yok istemiyorum sağ ol. Açarım ben biraz daha uğraşırım."

"Tamam ben çağıracağım. Farz et ki kartla ben açtım kapıyı."

Bir iki saniye bomboş baktım yüzüne. Bi’ anda neredeydik, ne yapıyorduk, ne için tartışıyorduk hepsini silmişti beynim sanki. O kadar yorgundum ki bugün, sadece yatağıma gidip yastığıma sarılarak uyumak istiyordum.

Ne yapmak istediğini anlamaya çalışmadım, elindeki kartı alıp tekrar kapıyı zorlamaya başladım.

Biraz sonra sesi geldi telefonda, adres veriyordu. Benim çilingire verecek kadar bile harçlığım yoktu halbuki. Bana sormamıştı bile. Sinir oldum bu yardım emrivakisine.

Daha bir hırsla ittim kartı kapının aralığına. Şimdi de milim oynamıyordu yerinden.

Bir hareketlilik oldu arkamda. Saffet bir türlü durmuyordu ve sabrım taşmak üzereydi. Yardımcı olmaya çalıştığı için kendimi kötü hissediyordum ama sinirime engel olamıyordum işte.

Eli kapıya uzandı, kartı zar zor sıkıştırdığım yerden alıp çıkarttı, "İyi halt ettin." dedim içimden.

"Gel beklerken bir çay iç bizde. Geliyor çilingir."

"Saffet. İstemiyorum. Kartı verdin teşekkürler. Gidebilirsin."

Bir şey demedi. Gitti gerçekten.

Kırmış mıydım çocuğu yani? Hiçbir şeye takılmaz gibi duruyordu ama demek ki ciddi ve sinirli anıma denk gelmesi gerekiyormuş.

Fakat biraz sonra yine adım sesleri geldi merdivenden.

Elinde iki kupayla gelmişti benimki yine. Basamağa oturdu. Arkası bana dönüktü şimdi. Çayları da yanına koydu. Birini alıp höpürdeterek içmeye başladı.

Bu çocuk niye bu kadar huzur veriyordu bana? İçimdeki huysuz taraf bir anda ağlamaklı olmuştu yine. Gidip yanına oturdum uslu uslu. İnadım kırılıvermişti. Üstelik günün yorgunluğu da çökmüştü üstüme.

Çilingirin parasını bile dert edemedim artık. Annemlere para gönderdiğim için kendime harçlık yetirememiştim. Kredi kartı taksitim de vardı bu ay yüklü miktarda. Motora yakıt parasını dert ediyordum, belki de otobüsle giderdim ay sonuna kadar.

Çayımdan bir yudum aldım. İçinde ince kesilmiş bir dilim limon vardı. O kadar düşünceli davranmıştı ve ben...

"Kusura bakma az önce..." diye başladım lafa ama izin vermedi.

"Çayını içsene soğuttun iyice."

İçtim ben de. Özre ihtiyaç duymuyordu biliyordum ama yine de konuyu buradan açar hatta belki bugünün ne kadar zor geçtiğinden bahsedebilmek için bir girizgâhım olurdu.

"Limon koymuşsun?"

"Hıhı."

Gözlerimden süzülen yaşlara engel olamıyordum.

"Okulda mı sıktılar canını?"

Kafamı salladım.

"Anlatmak mı istersin, kafanı dağıtmak mı?"

"Çayımı içsem yeter."

İçtik çayımızı.

Çilingir geldi zaten sonra.