Gece saat on ikiye geliyordu.
Ayakkabılarımı giyerken bina kapısının sesini duydum.
Çıkmış olmalıydı. Alelacele giyip ona yetişmek için koşar adım indim merdivenlerden.
Ellerini cebine koymuş yavaş yavaş yürüyordu. Normalde işe altı yedi gibi giderdi ama bu aralar bu saatte bile gittiği oluyordu.
Yaklaştıkça hafif bir ıslık sesi çalındı kulağıma. Seslendim.
Dönüp baktığında bu saatte dışarıda ne yaptığıma anlam vermeye çalışır gibi baktı bir süre.
"Hayırdır?"
"Büfeye kadar gideceğim. Beraber yürüyelim."
"Bizde çikolata vardı, abim açmadı mı sana kapıyı?"
"Ha yok, dondurma alacağım ben."
Dudaklarını büzdü. "Al bakalım..."
"Yarın okul da yok ya, film keyfi yapayım dedim."
"Ne izleyeceksin?"
“Şu Lamba serisine başlamıştım. Üçüncü filme geldim.”
“Çok duydum da izlemedim.” Sesi biraz daha ilgili çıksaydı daha konuşurdum ama pek havasında değildi sanırım.
Büfeye varınca durduk.
"Sen de mi bi şey alacaksın?"
"Yoo."
"Neyi bekliyorsun o zaman?"
"Eve bırakayım seni."
Ağzımdan gülmeye benzer bir ses çıktı. Pfft diye.
"Asıl ben seni durağına bırakmış oldum. Hadi yine iyisin." dedim gülerek.
Benden beş yaş küçük değilmiş gibi bir de böyle erkeğim rolleri kesiyordu. Hayret bir şey.
"Ben buradan binmiyorum ki. Karşıya geçirmen lazım beni." dedi parmağıyla taksi durağını gösterirken. Şaşırdım dediğine. Az önce ettiğim lafları kendi kendime geri aldım.
"Gel bakalım." dedim ciddiyetle karşıya geçerken. Geldi peşimden usul usul. Gittik durağa gerçekten. Hâlâ şaşkındım.
"Teşekkür ederim bıraktığın için." dedi yarı ciddi yarı güler bir tonda.
"Ne zaman istersen..." dedim ben de aynı şekilde. Hoşuma gitmişti bu küçük piyesimiz.
Arkadaşı geldi o sırada. Şu yedi kişilik koca arabalardan birini kullanıyordu, gri renkti. Saffet arabaya ilerleyip arka kapıyı açıp bana baktı.
"Gelsene."
"Yok ya ben bu akşam çalışmayacağım, geçen sefer çok geç bitti." dedim. Beni eve bırakmak isteyecekti ama anlamazlıktan gelip şakaya vurmuştum. Arkadaşına emrivaki yapmak istemiyordum hiç. Adamlar bu saatte işe başlıyordu, zaten zordu mesaileri.
Gülümsedi. "Hadi Çağla. Seni bırakalım daha bir kişiyi daha alacağız."
"Gerek yok ki ev yakın zaten kendim giderim."
"Gidersin ama saat geç oldu. Hemen bırakırız arabayla iki dakikalık iş."
Arkadaşı bana bakıyordu arabanın içinden merakla. Onu da bekletmek istemedim daha fazla.
"Hadi bak dondurman eriyecek." dedi Saffet de o sırada.
Bindim arabaya.
"İyi akşamlar."
"İyi akşamlar." Saffet de öne oturmuştu o sırada.
"Arkadaş da mı katılıyor? Hiç demedin?"
"Yok yok. Çağla'yı eve bırakacağız. Dondurma almaya çıkmıştı..."
"Ha tamamdır. Ben de Tarık bu arada." dedi dikiz aynasından bakarken.
"Memnun oldum. Zahmet oldu size de kusura bakmayın. Saffet'e dinletemedim."
"Yok önemli değil. Bu saatte yalnız yürümeyin zaten."
"Teşekkür ederim." Gelmiştik zaten.
Tekrar teşekkür edip indim. Saffet'i buldu gözlerim. El salladım. Sonra eliyle girmem için işaret yaptı hadi dercesine. Bekleyeceklerdi bir de ben girene kadar. Etkilenme Çağla, etkilenme. Böyle küçük şeylere düşme Çağla...
Koşar adımlarla girdim binaya. Biraz da düşüncelerimden kaçıyor gibiydim aslında.
Neyse ki filmin içine düşmüştüm sonrasında. Yattığımda saat üçe geliyordu. Vitaminlerimi alıp yattım. Saffet kim bilir ne yapıyordu şu an...