İçeriğe geç

Bölüm 21: Eşik

OKUMA NOTU

Bu bölümde Elias ve Silea’nın anlatıları dönüşümlü ilerlese de yaşananlar aynı ana aittir. Her geçişte zamanın ilerlediğini değil, aynı anın diğer karakterde nasıl karşılık bulduğunu düşünerek okumanızı tavsiye ederim.


Zamanda Bir Boşluk

Elias - Silea


Zamanın akışı kırıldı…

İlerlemedi ya da geriye dönmedi… 

Geçmiş, şuan ve gelecek birleşti… 


Elias

Nefesim geri geldi.

Fakat ait olduğu yerde değildi.

Göğsüm genişledi, hava içime doldu… yarım kaldı. Sanki içimde bir boşluk vardı ve aldığım her nefes o boşluğun etrafından dolanıyordu. Mardin’in o yoğun, rüzgârsız sıcaklığı bir anda benden çekilmişti.

Dizlerimin üzerinde olduğumu fark ettiğimde, altımda bir zemin olup olmadığından emin değildim. Temas hissi vardı. Sanki taşıyan bir yüzey yoktu. Bedenimin tüm kütlesi oradaydı ama yerçekimi rasyonel sınırlarını kaybetmiş gibiydi.

Etrafıma baktım, hiçbir şey yoktu. Karanlık ya da aydınlık değildi. Sınırı olmayan bir alan.

Ve ben… sanki bu alanın içinde değildim. Buraya ait değildim.

Sanki alan benim içimden geçiyordu. Birdik… Bir bilim insanıyım, ama bilimin suspus olduğu o boşluktaydım. 


Silea

Nefes aldım.

Ama bedenim buna karşılık vermedi. 

Göğsüm hareket etti. İçimde her şey yerli yerindeydi. Ama hava hissedilmesine rağmen, etkisi yoktu. Heliorum’un o asil, ferah solukluğu bir anda zihnimden silinmişti. 

Dizlerimin üzerinde olduğumu biliyordum. Hissediyordum. Ama yere temas etmiyordum. Bütün enerjim gizli arşivdeydi ama şimdi mermer yüzey altımdan tamamen çekilmişti.

Bakışlarımı kaldırdım. Boşluk… boşluk gibi de değildi. Sınırları olan bir alan yoktu. Bu… sınırsızlık mıydı? 

Burası benim için tanımlanamaz bir yerdi. Kütüphanenin en kadim kuralı çiğnenmiş ve sonunda Yüce Işık beni buraya fırlatmıştı. 

Geri dönebilecek miydim? 

Ondan bile emin değildim…


Elias

Yönümü belirlemeye çalıştım, olmadı. Sağım, solum, arkam, önüm yoktu. Uzaklık, yakınlık algısını yitirmiştim.

Düşündüm… bir şey vardı. Bir şey olmalıydı.

İçimde aynı anda bir gerilim oluştu.

Sebepsiz. İnkâr edilemez. 

Kafamın içindeki o rasyonel bilim adamı hala çırpınıyordu.

Bir şey eksikti. Bunu son günlerde çok düşünürüm olmuştum. Ama şu an doğru olduğunu daha da net anladım. Tek fark vardı. 

Bu eksiklik fiziksel değildi. Kayıp bir maddesel parça değildi.

Daha derindi. Daha soyut.

Sanki olması gereken bir şey… hiçbir zaman burada olmamıştı. Mardin'deki o odanın tavanındaki kilit taşları gibi eksik bir parça vardı bu boşlukta.

Başımı kaldırdım.

Neden yaptığımı bilmiyordum. Refleks değildi. Sadece bir yön hissi oluşmuştu.

Mantığım değildi bu sefer çalışan. İçeriden, içimden geliyordu. Bir şey ya da biri beni çağırmıyordu. Ama ben istemsizce o yöne doğru kayıyordum. 

Geri dönmek istiyordum ama ayaklarımın altındaki o görünmez çekim beni ileriye, bilinmeze itiyordu.


Silea

Kendimi kontrol etmeye çalıştım. 

Nefesim… Bedenim... Aklım…

Hiçbiri cevap vermedi. Evet içten ve dıştan herşeyim aynıydı. 

Ama hiçbir şey… doğru gelmiyordu.

Sonra— o his geldi.

Bir şey yanlıştı. Kalbime seslendim. Yanlış olan neydi? 

Bu bir hata olamazdı. Kütüphanenin uyanan bilinci beni bu sınırsızlığın ortasına öylesine göndermezdi. Birşey kesinlikle yanlıştı.

Nerde hata yapmıştım? Bir yerlerde kopukluk vardı. Ama nerede olduğunu bilmiyordum.

Göğsümde bir boşluk oluştu. Sızlatan…

Ve o boşluk… kendi kendine dolmak istiyordu. Heliorum'un alt arşivindeki o kadim satırlar sanki ruhumun derinliklerinde yeniden peydah oluyordu.

Bakışlarım sabitlendi. Bir noktaya.

Henüz orada hiçbir şey yoktu, ama olacaktı. Biliyordum. 

Nasıl bildiğimi bilmeden, sadece hissediyordum. Yada hissettiriliyordum. 

İçimdeki boşluk aniden hareket etti. Işık korusun, bir sınırı aşmıştım ve Yüce Işık bile bu dairesel çekimi durdurmak istemiyor gibiydi. Sürükleniyordum…


Elias

Bir varlık hissi. Arkamda, ensemde…

Ama “biri” değil, yaklaşan bir şey değildi.

Bu… hissettiğim bir şey.


Silea

Yaklaşıyordu. Ama dışarıdan değil.

İçimde büyüyordu.

Sanki eksik olan her neyse… şekil kazanıyordu.


Ve o an— ikisi de durdu.

Aralarındaki mesafe bir anda yok oldu…


Elias

Bir silüet?

Silea

Bir varlık?


Görüntü net değildi. Titreşiyordu ve aralarında ince bir katman vardı.

Şeffaf olmayan, hareli ve görmeyi engelleyen bir zar.


Elias

Gözlerim odaklanmaya çalıştı. Olmadı.

Çünkü gördüğüm şey sabit durmuyordu.

Rahatsız edici bir şekilde, tanıdıktı.

Kadın— dı.

İnsan olmaya da bilirdi.

Saçları ışık saçıyordu.

Yüzü, teni fazla beyazdı.

Sanki tamamlanmamış gibiydi. Eksik…

Ama gözleri— bütün bu sınırsızlığın ortasında beni donduracak kadar derin ve asildi.


Silea

Bakışlarımı kaçırmamaya çalıştım.

Çünkü istesemde kaçıracak bir yer yoktu.

Karşımda gördüğümü düşündüğüm şey yabancı gelmiyordu.

Doğru olamazdı. O farklıydı…

Erkek— miydi? 

Kesinlikle bizden biri değildi.

Yüz hatları yoğundu.

Ağır ve kapalı.

Sanki ışık onda donup kalıyordu. Hareketsiz…

Ama gözleri— Aurelys’in tüm kurallarını yıkacak kadar katı ve tetikleyiciydi.


Aralarındaki sessizlik büyüdü. İkisi arasında öylece duruyordu.


Elias

Bir şeyler yapmalıydım.

Elimi kaldırdım.

Düşünmeden.


Silea

Enerjisine dokunmalıyım diye düşündüm.

Elimi uzattım.

Kime ya da neye? Sorgulamadım.


Aynı anda parmak uçları aralarındaki ince zara yaklaştı.

Mesafe kapandı, kapandı ve neredeyse hareketleri durdu.

Dokundu… Parmak uçları aradaki zar duvara aldırmaksızın değdi.

Zar dalgalandı. İnce bir titreşimle teması geri itti. Ama iletişimi koparmadı.


Elias

“Sen…” Sesim az da olsa çıkmıştı.

Ama bana ait değildi.


Silea

“Ben…” Cümlemi tamamlayamadım.

Çünkü olanlar mantığıma doğru gelmiyordu.


Elias

“Kimsin…” diye fısıldayarak devam ettim sınırları olmayan derinliğin ortasında.


Silea

“Bilmiyorum,” dedim yinede içimdeki o tanıdık sıcaklığa izin vererek.


Sessizlik bir kez geri geldi. Bu kez çok daha ağırdı.


Elias 

Bu ben değilim.

Silea 

Bu ben olamam.


Gözleri kilitlendi. Düşünmeyi bıraktılar. Aynı anda anladıkları tek şey oldu…


Elias - Silea 

Sen… eksik olan sensin!..


Zar bu kez gerildi. Boşluktaki ışık yön değiştirdi. Alan daralmaya başladı.

Elleri hızlıca tekrar hareket etti.

Daha kararlı ve istekli.

Temas— yeniden olmak üzereydi.

Çok yakındı… 

Ve o anda— her şey geri tepti.

Hareketlenen zarda toplanan ışık gözleri kör edecek şekilde parladı.


Elias

Nefesim sertçe geri geldi.

Göz bebeklerim ışıktan yanıyordu ve göğsüm sıkışıyordu.

Mardin’in bu gizli taş odasındaki o hareketsiz, asılı hava bir anda ciğerlerime kurşun gibi doldu.


Silea

Dizlerimin altındaki bildiğim zemin geri döndü.

Ama artık zemin aynı olsa bile, ben aynı değildim.

Heliorum’un gizli arşivindeki mermer damarlarda bunu anlamış olacak ki altımda yabancı bir ritimle hırsla zonkluyordu.


Bağlantı kopmuştu. Ama yankıları hala hissediliyordu. 

Artık ikisi de biliyordu. 

Neyi bulması gerektiğini…