İçeriğe geç

Bölüm 5 - Şovmen

Kış iyice bastırdı. Radyo artık cızırtıdan başka bir şey vermiyordu. Pil de bitti. Haber lazım, bir ses lazım. Yoksa insan kafayı yiyor.

Dostum Davut bana bir televizyoncunun konumu vermişti. Seviyorum bu adamı ya.

İçimdeki ses oranında Bilinçdoğan içerdiğini söylüyordu. Büyük ihtimalle de haklıydı da. Nerede Bilinçdoğan yok ki?


Dükkan iki sokak aşağıdaydı. Tabelası düşmüş, camları tozlu. Kapıyı ittim, açıldı.

İçerisi televizyon doluydu. Yüzlerce televizyon. Küçüklü büyüklü, tüplü, hepsi üst üste. Hepsi kapalı. Toz içinde.

Biri hariç.

En arkadaki, en büyük olanı açıktı. Fişi takılı değildi. Ama açıktı.

Ekranda bir film oynuyordu. Siyah beyaz, eski bir film. Adamın biri koşuyor, bağırıyor. Sesi boğuk geliyordu.

İris yanımdaydı. O televizyonun önüne gitti, oturdu. Ekrana bakıyor. Ekrandaki adam da İris'e bakıyor gibiydi.

Televizyona yaklaştım. Anten yoktu üstünde. Başka bir televizyona baktım. O da boş.

O sırada arkadaki televizyondaki film değişti. ÇAT diye bir ses geldi. Başka bir kanal. Dizi. Sonra yine ÇAT. Çizgi film. Sonra yine ÇAT.

Kendi kendine kanal değiştiriyordu.

"İris, gel" dedim.

İris gelmedi. Göz küresi kocaman olmuş, ekrana kilitlenmişti.

Ekran karardı. Karıncalandı. Sonra karıncanın içinden bir yüz belirdi.

Uzun, zayıf, bıyıklı bir adam. Saçları arkaya taralı, ceket giymiş. Eski filmlerdeki kötü adamlar gibi.

Bana bakıp gülümsedi.

"Ne o, sıkıldın mı,Mehmet?" dedi. Ses televizyondan geliyordu.

Dondum.

"Kimsin sen?" dedim.

"Ben mi? Ben Yaman Pars. Bu sahnenin sahibi. Bu dükkanın yıldızı."

Her cümlede biraz daha yakına geliyordu. Önce ekranda küçüktü, şimdi yüzü tüm ekranı kaplıyordu. Gözleri kocaman, dişleri sarı.

Ben korkudan televizyonu tuttum ve yere fırlattım.

"Çok ayıp. Misafir gelir de televizyon kırar mı hiç?" dedi.

Televizyon paramparça olmadı. Camı eridi. İçinden ışık fışkırdı. Renkli, cızırtılı bir ışık. Ve o ışıkla beraber içinden bir şeyler dökülmeye başladı.

figürler.

Onlarca figür. Polis, doktor, kovboy, palyaço, çizgi film porsuğu,ve dahası... Hepsi bozuktu. Polis üniforması var ama yüzü yok. Doktorun kafası ters. Hepsi yarım, hepsi bulanık. Ama hepsi gerçekti.

Ve hepsi aynı anda hareket ediyordu.

Ortada Yaman Pars duruyordu artık. Televizyonun içinde değildi. Gerçekten oradaydı. İki metre boyunda, zayıf, elleri uzun.

Elini kaldırdı, orkestra şefi gibi.

"Dans!" dedi.

Hepsi aynı anda dans etmeye başladı. Aynı anda sağ ayak, aynı anda sol ayak. Yere aynı anda vuruyorlar. Tak, tak, tak. Dükkan titriyor.

Anlam veremedim. Ne yapıyordu bu tam olarak? Eğleniyor muydu benimle?

"Kes tıraşı!" diye bağırdım. Silahımı çektim, Yaman'a ateş ettim. İşlemedi. Kurşun içinden geçti, arkasındaki televizyonu patlattı.

Yaman bana döndü, güldü.

"Sen seyircisin, oyuncu değil. Seyirci ateş etmez, izler,akıllım!"

Elini bir daha salladı. Dans edenler bana doğru gelmeye başladı. Etrafımı sardılar. Dans ederken bana çarpıyorlar, soğuklar.

Birisi bana yumruk attı,diğeri tekme,diğeri ise ısırdı

Ben boş durur muyum? Kaptım birisinin kolunu,kırdım gitti. Ötekine yumruğu çaktım. Diğerine ise kafayı koyduğum gibi yere serdim. Üstüme gelmeye devam ettiler ama.

Yaman bunları izler iken keyfi yerindeydi. İris'e döndü.

"Sen neden bunun yanındasın küçük göz?" Dedi. "Uysalları ben pek sevmem" diye ekledi.

İris gözünü sonuna kadar açtı. Göz küresi parladı.

Yaman bir an durdu. İlk defa gülümsemesi bozuldu.

Ben kavgaya devam ederken,İris'i alıp kaçmak için hamle yaptım. Onu kaptıktan sonra aniden kapıyı açtım,ama beklenmedik birşey oldu,Yaman çığlık attı. Normal bir çığlık değildi,acı dolu bir çığlık.

İlk başta anlam veremedim. Ne oluyordu? Sonra ise jeton düştü. Galiba...dışarısı ona zarar veriyordu? Mekan zifiri karanlıktı,sanki hazırlanmış gibi. Dışarının ışığı ona zarar veriyor olmalıydı. Penceleri açtım. Yaman'ın çığlıkları çoğaldı.

"Yeter!" Diye bağırdı. "Kes şunu! Şovum mahvoluyor!"

Figürler haraket edemiyorlardı. Öylece dona kaldılar. Onları kontrol eden birisi olmayınca tek yapabildekleri ayakta durmaktı.

Yaman'ın kafasından tuttum,ve onu dışarı sürükledim.

Dışarıda ki çığlıkları mahalleyi inletti.

Sonra ise...beyni patladı. Hayır,şaka yapmıyorum. Beyni kafatasını yararak dışarı fırladı,her bir lobu etrafa saçıldı.

Figürler ise aynı anda, aynı yöne doğru yığılmışlardı. Polis, doktor, porsuk. Hepsi üst üste, boş kostüm gibi. İpleri kesilmiş kuklalar gibi. Hiçbiri kıpırdamıyordu.,

Ortada Yaman Pars'ın cesedi vardı. Yarım kafalı şekilde yatıyordu.

Üstüm hem kendi kanım,hem figürlerin kanı hemde Yaman'ın kanı ile kaplıydı. İyi bir duşa ihtiyacım var. Ayrıca ilk yardıma da.

Dükkan sessizdi. Sadece benim nefesim.

İris omzuma tırmandı. Altı bacağıyla tutundu. Göz küresine baktım. Hala sevimliydi.

Anteni ve pilleri aldım.

Kapıdan çıktım ve ayrıldım.

Bu günüde böylece kapattım.