İçeriğe geç

Bölüm 4 - Mankenler

Bölüm 4 - Mankenler

Kış geliyordu. Bunu fark etmek basitti.

Battaniyeleri o Bilinçdoğanlardan biri yediği için (hangisi olduğu konusunda bir fikrim yok ama onlardan biri olduğuna eminim) battaniye,yorgan için kumaş bulmam lazım.

Kış bu,riske atmaya değmez.

Deli Davut'a sormuştum geçen gün: "Nerede bulabilirim yorgan,batteniye vesaire için kumaş?"

"Tekstil atölyesi var 4 sokak ötede. Dikkat et ama. Orada da birşeyler vardır kesin."

"Her zaman ki gibi" dedim.

"Bilinçdoğan varsa bana haber et,yine bir av sezonuna çıkarım" diye karşılık verdi.

Davut birşey diyorsa doğrudur. Delidir,ne yapsa yeridir ama esaslı adamdır.


Atölye dediği gibi 4 sokak aşağıdaydı.

Dışarıdan bakınca sıradan bir binaydı. İki katlı, sıvaları dökülmüş, camları kırık. Kapısı aralık. İçeriden hafif bir kumaş kokusu geliyordu.

İris yanımdaydı. Yanıma almıştım. Belki de iyi bir fikirdi, belki de değil.

İçeri girdim.

İçerisi beklediğimden büyüktü. Uzun bir koridor, iki yanda Dikiş makineleri. Çoğu devrilmiş, bazıları hâlâ masaların üstünde duruyordu. Yerde iplik yumakları, kumaş parçaları, bir zamanlar renkli olan ama şimdi solmuş toplar.

Ve mankenler.

Onlarca manken. Bazıları ayakta, bazıları yerde, bazıları devrilmiş. Hepsi çıplak. Hepsi sessiz.

Varlıkları bile rahatsız etmeye yeterliydi.

"Tamam," dedim kendi kendime. "Kumaş. Sadece kumaş. Sonra çıkarım."

Koridorda ilerledim. İris altı bacağıyla yerde süzülürken,mankenlerin arasından geçiyordu, hiçbirine aldırmadan.

Ben de raflara yöneldim. Kalın kumaşlar vardı. Battaniye yapmalık. Belki birkaç tanesini alabilirdim.

Bir top kumaşı çektim. Ağırdı. İkincisini aldım. Üçüncüsünü alırken, arkamdan bir ses geldi.

Hayır, ses değildi. Daha çok... kayma sesi. Plastik bir şeyin betonda sürüklenmesi gibi.

Döndüm.

Mankenler aynı yerdeydi. Hepsi. Hiçbiri kıpırdamamıştı. Ama... emin olamadım. Sanki biri az önce yer değiştirmiş gibiydi. Şu köşedeki, başı öne eğik olan. O az önce daha yakındaydı sanki. Emin olamadım.

Kumaşları toplamaya devam ettim. Ama artık mankenlere bakmadan edemiyordum. Bir yandan topluyor, bir yandan göz ucuyla onları izliyordum.

Sonra oldu.

Kumaşı çektim. Başımı çevirdim. Bir mankenin yüzü bana dönüktü.

Oysa az önce duvara bakıyordu.

İris'e baktım. O da mankenlerin arasındaydı. Ama mankenler İris'e tepki vermiyordu. İris onların arasından geçiyordu, sanki orada değilmiş gibi.

İris mankenlere bakmıyordu. Mankenler de İris'i umursamıyordu.

"İris," dedim. "Gel buraya."

İris başını bana çevirdi. Göz küresi bir an parladı, sonra yanıma geldi. Bacaklarıyla omzuma tırmandı.

Bir mankene baktım. Dondu.

Başımı çevirdim. Kayma sesi.

Tekrar baktım. Bana daha da yakındı.

"Demek böyle," dedim.

Gözlerimi kapatamazdım.

Mankene doğru gözlerimi diktim.

Manken anında dondu.

Bir manken daha yaklaştı. Ona da gözlerimi diktim. O da dondu.

"Ağlayan Mankenler" dedim kendimce. Adları hazırdı.

Yavaş yavaş ilerledim. Hepsi sürü halinde üzerime akıyordu.

Gözlerim yanmaya başladı,ayrıca aynı anda onlarca mankene bakmaya çalışmak bayağı yorucuydu. Ama bende pes edicek göz yok.

Tam çıkışta iken,ciddi anlamda büyük bir manken belirdi.

Ve bu baksan bile haraket ediyordu.

Yüksek bir yere çıktım. Silahımı çektim. Ona ateş ettim. İş yaramadı.

Dev manken bana dik dik bakıyordu. Eline bir masa aldı ve bana doğru attı. Siper aldım,ki masa bana değmesin.

Siper alırken yanlışlıkla bir aynayı düşürdüm. Ayna yüzünden o manken kendi suratını gördü. ve geriye doğru kaçtı.

O anda bir sırıtış belirdi yüzümde. Zayıflık keşfedildi.

Aynayı aldım,inatla onun suratına doğru tuttum. Yaratık geriye doğru kaçarken,bir yandan ise mankenlere bakmak ile meşguldüm.

Manken en son köşeye sıkıştı. Daha fazla dayanamadı sanırsam. Ve suratını elleriyle parçaladı. Paramparça olana kadar devam etti.

Kapıdan hızlıca çıktım. Ve kilitledim.

Fakat sonra birşey fark ettim. İris yok! O an cidden büyük bir problem olduğunu anlamıştım

Bir anda İris arkamda belirdi. Meğer dışarı çıkmış benimle beraber kerata.

Anlık bir kalp krizinden sonra,rahat bir nefes aldım ve İris ile yola koyuldum.


Eve dönerken düşünüyordum. Acaba o yaratıklar dışarı çıkarlar mı? Dış dünyaya giderler mi? Bilmiyorum. Şuanlık çokta sıkıntı değil...heralde.

Bilmiyordum. Ama bir şey biliyordum:Mehmet Altay'ım ben,her işi hallederim.

Eve vardığımda kumaşları İris'in yatağına serdim. Altı bacağını kumaşa bastı, bir iki tur attı, sonra kıvrıldı. Göz küresi yavaşça kapandı.

"İyi geceler, ufaklık," dedim.

Radyoyu açtım. Cızırtılı, boğuk bir şarkı çalıyordu. Gazeteyi aldım. Çinin nüfusu yüzde doksan azalmış,insan yiyen insansılar yüzünden.

Evet,bu kadar haber yeter. Daha fazla içimizi karartmayalım.

Gazeteyi kapattım. İris'e baktım. Uyuyordu.

Işığı kapattım.

Ve yatağa gittim.