İçeriğe geç

Bölüm 14 - İstilacılar

Bölüm 14 - İstilacılar

Evimde oturmuş gazetemi okuyordum. Üçlü de evdeydi.

Her şey normal gidiyordu. Tabii ki artık ne kadar "normal" diyebilirseniz dünyamıza.

Birkaç gün önceki plan feci çuvalladı, ve bundan dolayı ekipte hâlâ bir motivasyon düşüklüğü vardı. Ortam sessizdi. Ama bu sessizlik pek uzun sürmeyecekti elbet.

Bal Kaynağı camdan içeri sızmaya başladı.

Herkeste anında bir bıkkınlık hissi oluştu. Cidden mi? Yani ciddi ciddi yine mi geldin buraya?

"Bir sen eksiksin ya zaten," dedi Aras, sesi bıkkın. Çakmağı kaptı ve alevi doğrudan ona tuttu. Bal Kaynağı geriye doğru çekilmeye başladı.

Ama işler bu kadar kolay bitmeyecekti.

Drone'lar havada belirdi.

Bir yandan Bal Kaynağı, bir yandan Drone'lar. Başka ne isteyebilirim ki? İki tane istilacı, aynı anda.

Çatışmaya hazırlandık. Feci bir şey çıkmak üzereydi.

Aras ve Bahçıvan silahlarını çekti, Çarpık levyesini kaptı. Ve işler hızla kanlı hale geldi.

İkili ateş etmeye koyuldu. Mermi sesleri sağır ediciydi — Aras rahatsız olmuş olacak ki, tam ateşin ortasında bile silahına bir susturucu takmaya çalıştı. Bahçıvan özel hazırladığı kimyasalları Drone'lara doğru sıktı.

Hiçbiri işe yaramadı.

Drone'lar havada patladı, ama bitmediler. Bitmekten çok uzaktaydılar. Üzerimize doğru uçmaya başladılar. Çatışma şiddetlendi.

Sonra, hiç beklemediğim bir şey oldu.

Bir şey Drone'ların üzerine atladı ve onları yere çarptı.

Bir an durup baktım. Bunu daha önce görmüştüm.

Kulak Flora'sı.

Ona bu ismi ben takmıştım — dört yıl olmuştu görüşmeyeli. Bir çeşit bitki, ama üstü kulaklarla kaplı. Bal Kaynağı gibi etrafa yayılıyordu, ve şu an bir insanın üstünü tamamen sarmıştı. Adamın gözlerini hâlâ görebiliyordum. Kendinden geçmiş, boş bakıyordu. Flora beynine çoktan işlemişti. Adeta bir zombi.

Etrafımızda üç istilacı tür vardı. Ve hepsi birbirine düşmandı.

Kaos, tam anlamıyla yayıldı.

Üç farklı istilacı tür salonun ortasında birbirini boğazlarken, odadaki hava barut, yanık metal ve çürümüş bitki kokusuyla ağırlaştı. Kulak Flora'sı Zombisi, üzerindeki düzinelerce kulakla drone'ların motor sesine kilitlenmiş gibiydi; sarmaşıklarıyla birini yakalayıp duvara çarptı. Bal Kaynağı ise Flora'nın köklerini asitle eritir gibi yakmaya başladı.

İşler daha da kötüye gitti — zombiler çoğalmaya başladı. Yukarı zıplaya zıplaya drone avlıyorlardı, Bal Kaynağı ise yakıcı şekilde yayılmaya devam ediyordu.

Tam o sırada bir Drone büyük bir gürültüyle patladı. İçeri üç drone daha daldı — ama hedefleri biz değildik. Doğrudan yerdeki Bal Kaynağı kütlesine saldırdılar.

Bal Kaynağı acı dolu bir cızırtıyla köpürdü. Sıçrayan parçalarından biri Çarpık'ın levyesine fırladı; Çarpık homurdanarak levyeyi savurdu, asidik sıvı parkeye saçıldı.

En azından Bal Kaynağı'ndan kurtulalım diye düşündüm. Bir çıranın ucuna ateş yaktım, yerde sürüne sürüne peşine düştüm, onu kovdum. Ee, biz işimizin ehliyiz.

Bal Kaynağı geriye doğru gittikçe gitti, ve sonunda evimden çıktı.

Drone'lar ise hâlâ zombileri öldürmeye çalışmakla meşguldü.

Etrafa bakındım. Bal Kaynağı, Drone'lar, Zombiler — her yer bunlarla doluydu.

Ama sonra beklenmedik bir şey daha oldu.

Diğer Bilinçdoğanlar onlara saldırmaya başladı. Sanki bölgelerine girildiği için rahatsız olmuş gibiydiler.

Ortalık iyice bir savaş alanına döndü.

Ta ki Drone'lar kaçmaya başlayana kadar. Sonra Bal Kaynağı da onları izledi.

Bir tek zombiler kaçmadı.

Neden, bilinmez.

"Bundan sonrası bizim işimiz değil," dedik, ve sessizce evimizde oturduk.

Şu anlık ortam sakin. Dışarıda herkes zombi avındayken, burada huzurlu demek biraz garip kaçıyor. Ama olsun.