Haldun pijamalarını banyoda giyinmişti. Ben çoktan yatağa girip yorganı üzerime çekmiştim bile. Banyo kapısının açılma sesini duyduğum an korkuyla gözlerimi kapattım. İçimdeki o amansız titremeye engel olamıyordum; korkudan neredeyse dişlerim birbirine vuracaktı. Az sonra Haldun'un nefesini yüzümde hissettim. Eğilip yavaşça, incitmekten korkar gibi alnımdan öptü. Sonra yastığa başını koydu ve bana doğru dönüp beni kolları arasına aldı. Bana o kadar narin sarılıyordu ki, sanki kollarında hemen kırılacak bir cam parçasını tutuyordu.Ertesi sabah gözlerimi açtığımda, şok edici bir şekilde kendimi tamamen huzurlu hissettim. Fakat nerede olduğumu fark ettiğim an kalbim sıkıştı; başım Haldun’un göğsündeydi, elimi de onun beline dolamıştım. Dehşetle elimi hemen çekip yataktan fırlayarak kendimi toparladım.Haldun gözlerini aralayıp gülümsedi. "İyi uyudun mu Zümrüt?""Şey... Evet. Ya sen?" diye geveledim utançla."Ben bir saat önce uyandım aslında," dedi, yüzündeki o çarpık gülümsemeyle. "Ama seni uyandırmak, bu anı bozmak istemediğim için hiç hareket etmedim."Yer yarılsa da içine girsem diye düşündüm. Ben onun kollarında uyuduğumun farkında bile değilken, adam bir saattir beni izliyordu. Utancımdan yanaklarım alev alev yanarken üzerimi hızla giyinip kahvaltıya indim.Kahvaltı masasında Haldun kaçamak bakışlarla sürekli beni süzüyordu. Birkaç kez göz göze geldik; gözlerimin içine değil, doğrudan ruhuma bakıyordu sanki. Onun bu yoğun bakışları karşısında elim ayağıma dolandı, heyecandan üzerime reçel bile döktüm.Sessizliği Haldun’un sesi böldü: "Sıradaki hipnoz seansını ben döndükten sonraya erteledim Zümrüt. Biraz daha dinlenmiş, kendini toplamış olursun."Zihnim o kadar doluydu ki onu duymuyordum bile. "Zümrüt? Beni duyuyor musun?" diye seslendi yeniden."Efendim? Ha, olur... Tamam," dedim, toparlanmaya çalışarak. Gerçekten dikkatimi hiçbir şeye odaklayamıyordum.Haldun saatine bakıp ayağa kalktı. "Ben artık çıkmalıyım, yol uzun."İçimden gelen anlamsız bir dürtüyle, "Yolcu edeyim seni," dedim. Dedikten hemen sonra kafama dank etti. Ne demiştim ben öyle? Bir de yolluk hazırlasaydım bari! Kesin kıpkırmızı olmuştum, yanaklarımın yandığını hissedebiliyordum. Haldun halime bakıp hafifçe gülerek kapıya doğru yürüdü. Tam çıkacakken elimi tuttu, sonra beni kendine çekip sıkıca sarıldı ve yanaklarımdan öptü. Gözlerimin içine o karanlık anlamla bakarak, "Seni seviyorum," dedi.O an kalan tüm enerjimi sadece nefes almaya harcadım. Dudaklarımdan sadece kuru bir "Tamam..." fısıltısı dökülebildi. Ve gitti.Haldun gittikten sonra koca ev bir anda ölüm sessizliğine büründü. Zaman geçmek bilmiyordu, ev çok sıkıcıydı. Aklıma dün akşam dolabın arkasına saklanan o film geldi. Hızla salona indim, dolabı açıp KAPAN filmini buldum ve cihaza taktım. Film bir korku filmi gibi görünse de aslında gerçek anlamda düşündürücü ve dehşet vericiydi. Hipnozla bir insanın zihnine, bilincine neler yapılabileceğini açıkça gözler önüne seriyordu.Filmi izledikçe içime kapkara bir korku düştü. Üstelik filmdeki o tekinsiz ev de tıpkı benim içinde bulunduğum bu malikane gibi izole, her yerden, herkesten uzaktı. Filmin o boğucu atmosferi yüzünden moralim altüst olmuştu.Tam televizyonu kapatmıştım ki Ayşe Hanım içeri girdi. "Zümrüt Hanım, bu çiçekler size geldi," dedi. Kucağında devasa bir beyaz gül buketi tutuyordu. Buketi elinden alıp kokladım; harika, büyüleyici bir kokusu vardı.Ayşe Hanım kapıya doğru yönelirken, "Kapıda birkaç tane daha buket var, taşıyorlar," deyip salondan çıktı.Güllerin üzerindeki küçük karta gözüm çarptı. Kartta el yazısıyla aynen şöyle yazıyordu: "Özledim seni, yosun gözlüm...""Yosun gözlüm" lafını okumamla kalbim deli gibi çarpmaya başladı. Diğer çiçekleri de görmek için sabırsızlıkla dış kapıya doğru koştum. Göller, laleler, rengarenk orkideler... Ayşe Hanım kapıdaki buketleri içeriye taşımakla meşguldü. Gelen son büyük buketi de ben almak için dışarıda bekleyen kuryeye doğru yaklaştım.Kurye, yüzünü gizleyen devasa çiçeklerin arasından kafasını yavaşça kaldırdı. Siyah şapkasının altından doğrudan gözlerimin içine baktı ve o tanıdık, ruhumu titreten sesle fısıldadı:"Merhaba, yosun gözlüm..."O an beynimde binlerce şimşek aynı anda çaktı. Zihnime yerleştirilen o sahte anılardaki tüm yüzler bir saniyede yırtıldı ve yerini bu adamın, yani Harun’un gerçek yüzüne bıraktı. O benim kocamdı! Gerçek geçmişim kapımdaydı!Yaşadığım bu devasa şokla ayaklarımın altından yer kaydı, gözlerim hızla karardı. Tam yere yığılacakken kulakları yırtan birkaç el silah sesi bahçede yankılandı. Gerisi sadece kapkara bir karanlıktı...