İçeriğe geç

Herşey düzeliyor mu?

Hipnoz seansı seni çok yordu, hadi biraz uyu sevgilim. Benim çalışma odasında halletmem gereken birkaç iş var.""Tamam," dedim bitkin bir sesle. Gözlerim daha o odadan çıkmadan kapanmaya başlamıştı zaten. İlaçları içmemiş olsam da hipnoz seansının gerginliği tüm kaslarımı gevşetmişti. Haldun eğilip alnımdan öptü ve sessizce odadan çıktı. Kendimi karanlığın kollarına bıraktım.Ve yine o bebek...Etrafta uğultulu, boğuk sesler vardı. O seslerin içinden uzun boylu bir adam beşiğe doğru yaklaştı, bebeği şefkatle kucağına aldı. Bebeğin yanına gitmek istedim ama ayaklarım yere çakılmıştı, milim kımıldayamıyordum. Uzaktan bakınca bu adam Haldun’a çok benziyor diye düşündüm. Ama adam bana doğru iyice yaklaştı. Başında siyah bir şapka vardı. Ben nefesimi tutup yüzüne bakarken, adam şapkasını yavaşça çıkardı.Hayır... Haldun değil!"Sen..." diye fısıldadım rüyamda. "Sen... Harun!"Bilinçaltımın derinliklerinden gelen bu isimle birlikte, zihnime yerleşen o sahte anılar adeta un ufak oldu. Şimdi geri gelen tüm anılarımda iki farklı yüz, iki farklı adam savaşıyordu sanki.O sırada, çalışma odasındaki izleme ekranından Zümrüt’ün odasını saniye saniye takip eden Haldun, genç kadının dudaklarından dökülen o ismi duydu: "Harun..."Haldun’un beynine sanki kızgın demirler saplanmış gibi oldu. Gözleri dehşetle açıldı, delirecek gibi oldu. Milyon dolarlık projesi, yerleştirdiği sahte anılar, her şey o tek bir isimle sarsılmıştı. Ne yapacağını bilemeyerek panikle çalışma odasından fırladı, koridoru koşarak geçip Zümrüt’ün odasına daldı."Zümrüt! Uyan Zümrüt! Kabus görüyorsun!"Sertçe sarsılmamla gözlerimi açtım. Haldun’u tam yanımda, bana doğru panikle eğilmiş halde görünce şaşırdım. Bu korkunç rüya yüzünden kan ter içinde uyanmıştım. Dünkü o yapay, zoraki huzur tamamen kaybolmuştu zihnimden. İçime devasa bir özlem ve sol göğsüme ince, keskin bir kalp sızısı yerleşti yeniden. Yine o lanet olası yabancılık hissi geri gelmişti. İçimde, anlam veremediğim hisler amansız bir savaş veriyordu sanki. Kendimi tutamadım, istemsizce hıçkırarak ağlamaya başladım.Haldun çaresizce bana bakıyordu. "Zümrüt, neden ağlıyorsun? Konuş lütfen... Kabus mu gördün?" diye sordu. Sesi titriyordu. Ama o an, bu koca evde tek dayanağım, bildiğim tek insan oydu. Yatağımdan doğruldum ve sığınacak bir liman arar gibi sıkıca sarıldım ona.Ben sarılınca Haldun’un bedenindeki o korkunç gerginlik anında uçup gitti, çok rahatladı sanki. Yüzündeki o panik havası dağıldı. "Hadi," dedi sesini yumuşatarak. "Beraber güzel bir film izleyelim, kafan dağılır."Kollarımı yavaşça boynundan çözdüm. Aklımda hala rüyamdaki o yabancı yüz ve "Harun" ismi yankılanıyordu. İstemsizce, "Tamam," dedim. "Sen aşağıya in, ben de yüzümü yıkayıp geliyorum."Aşağıya indiğimde evin içine taze patlamış mısır kokusu yayılmıştı. Ayşe Hanım bizim için kurabiyeler ve içecekler de hazırlayıp getirmişti masaya. Haldun çoktan filmi seçmiş, televizyona koymuştu: The Notebook.Filmin başlamasını beklerken gözüm televizyonun altındaki dolaba kaydı. Filmlerin dizili olduğu dolapta, kapkara kapağıyla dikkat çeken bir film gördüm. Üzerinde büyük harflerle KAPAN yazıyordu. "Bunu izlesek ya?" diyerek elimi CD'ye uzattım."Hayır!" dedi Haldun, aniden sesini yükselterek. Sert tepkisi beni ürkütmüştü. Hemen ses tonunu yumuşatmaya çalışarak devam etti: "O film... Şu anki ruh halin için pek uygun değil sevgilim."Sadece bir film yüzünden ortamın neden bu kadar gerildiğini, Haldun’un neden bu kadar tedirgin olduğunu anlayamamıştım. "Biz bizim için en doğrusunu izleyelim karıcığım," dedi, o sahte ve korumacı gülümsemesiyle. "The Notebook... Tıpkı bizim gibi, birbirini deliler gibi seven bir çiftin hikayesi."Kanepeye yan yana oturduk. Haldun beni yavaşça kendine doğru çekti, elini omzuma attı. Ona teslim olmuş gibi görünüyordum ama aklım tamamen rüyamdaki o adamda ve dolaba

saklanan diğer filmde kalmıştı.Film boyunca, ne zaman romantik bir sahne açılsa Haldun’un göz ucuyla bana baktığını, tepkilerimi gizlice gözlemlediğini fark ettim. Sanki içimde bir şeylerin uyanıp uyanmadığını test ediyordu. Film gerçekten çok etkileyiciydi; kadın alzaymır hastasıydı, sürekli her şeyi unutuyordu ve kocası ona bıkmadan, usanmadan eski aşklarını anlatıyordu. Filmin sonuna doğru vakit epey geç olmuştu.Haldun televizyonu kapatırken gözlerimin içine baktı. "Yatalım mı artık?" dedi.Aman Allah'ım... O an beynimden aşağı kaynar sular döküldü. Artık onunla aynı odada, aynı yatakta kalacaktık. Ben bu gerçeği, onun kocam olduğu yalanını düşünürken tamamen unutmuştum! Bozuntuya vermemeye çalışarak, "Olur..." dedim kısık bir sesle.Yatak odasına geçtiğimizde Haldun dolaptan havlusunu aldı. "Ben bir duş alayım," diyerek banyoya geçti.O banyoya girer girmez panikle pijamalarımı giyindim. Kalbim adeta ağzımda atıyordu. Göğüs kafesimi döven kalbimin sesini odanın içinde çok net duyabiliyordum. Şimdi ne yapacaktım? Bu yabancı adamla aynı yatağa nasıl girecektim?