Corven, tam olarak nerede olduğundan emin değildi. En son anımsadığı şey kafasına askerlerden sert bir darbe yediğiydi. Gözlerini açtığından beridir ise kafasına geçirilmiş poşet en ufak şey görmesini engelliyordu. Nereye gittiğini göremiyordu belki ama buna takmanın da bir anlamı var mıydı? Madem göremiyordu, diğer duyularına güvenmek zorundaydı.
İlk iş etrafı dinledi. Köylü halkının çalkantılı hayatına kıyasla çok daha sessiz, sedasız bir yerdeydiler. Bu Corven'ın şehrin kalabalığından uzak olduğuna ikna etmeye yetmişti. Corven'ın burnuna doğayla alakası olmayan; zenginlerin tüketeceği şarapların, sarayda pişirilen yemeklerin kokusu ulaşmıştı. Olması gerektiğinden.. Hayır, hatırladığından kısmen farklı ama bir o kadar tanıdık bir kokuydu bu.
Zindana götürülmediğini tahmin edebiliyordu ama bu tahmin edileceği gibi Corven'ın içine umut tohumları serpiştirmemişti. Aksine o yüzündeki sıkılık bir anda kaybolmuş, kaşları ve gözlerinin dış uçları hafifçe aşağı düşmüşlerdi, dudakları ise göz hattına nispet yaparcasına yukarıya doğrulmuştu. Ne hissettiğinin farkında değildi, yorumlayamıyordu. Doğası olarak gördüğü soğukluğu, katılığının kontrolü elinden gitmek üzereydi. Odağını nabzına vermişti. Çok hızlı atmıyordu belki ama kesinlikle kendi zihni onu kaygılarından koparmaya çalışıyordu.
Odağını geri toparlayan iki kolundan onu sürükleyen askerlerin aniden poşeti çıkarması olmuştu. Eğik başını önüne kaldırdı, gözleri ise hafifçe büyümüştü. Yeni boyanmış duvarlar, uzun koridorlar, yerde pahalı kırmızı bir halı, duvara asılı hayvan kürkleri... Tahmin ettiği gibi saraydaydı. Onu yarı yolda bırakmayan zihni, kısa ama derin bir nefes ile kendini az da olsa toparlamasına izin vermişti.
Gözü önünde duran kapıya yönelen gözleri yavaşça kısılmıştı. Kendi kendine şunu gevelemişti.
"Kapıyı altınla kaplatmış... Şerefsiz."
Daha lafı bitmeden koskoca kapı aralanmaya başlamıştı. Kollarından tutan askerlerinde ona doğru güç uygulamasıyla içeri doğru yürümesi gerektiğinin farkındaydı. Yere sıkı basmayan, dengesiz adımlarla içeri yürüdü. Kaçmak istediği tek yerdi burası.
Genç Kral 3. Roger, kuzenini kısılmış gözleri ile başından başlayarak ayaklarına doğru tamamıyla süzdü. Ağzını açmadan önce, bacaklarını ayırdı ve dirsekleri bacaklarının üstüne gelecek şekilde vücudunu öne getirdi. Tahtının üzerinden Corven'a bu denli bakması üzerinde bir baskı hissettiriyordu. Dişlerini sıktı, Roger'ın yaptığı gibi o da gözlerini kısmıştı.
"Kasten öldürme, kaçakçılık, gasp, hırsızlık... devletin güvenliğine karşı suçlar."
Roger son kelimesini vurgulamıştı çünkü Corven'ın kendisinin devlete ne kadar önem verdiğini bildiğini biliyordu. Aynı zamanda işin ciddiyetini de anlamasını ümit ediyordu Corven'ın. Corven gözlerini bir anlığına kaçırdı; ne nefret ne hüzün kusuyordu gözleri. Hatta beklenenin aksine bir anlığına başını eğdi ve sivrilen dudaklarını kuzeninden gizledi. Bir saniye beklemenin ardından Roger, lafına devam etti.
"Seni hapse atmamam için bir sebep ver..."
Corven eğik başını çok hafifçe yukarıya doğrulttu, kaşları gözlerine doğru çekildi. Roger ile göz temasından korkmadığını vurguluyordu nefret dolu gözleri. Gerçi nefreti kimeydi? Roger'a mı?
Bir teklif gelecekti, biliyordu. Zindan ya da hapise atacak olsa bunu zaten yapardı diye geçirdi içinden. Yine her zamanki gibi bir şey istenecekti kendinden. Saray onu tekrar bulmuştu aynı eski yaralarının ona yaptığı gibi. Normalden çok daha hızlı bir şekilde konuştu Corven.
"Ne istiyorsan söyle... Benden bir şey isteyeceğini ikimiz de biliyoruz."
Corven'ın sol ve sağında duran askerler omuzundan çok sert bir şekilde bastırdı bu tepkisine karşılık olarak. Tam arkasındaki asker ise kılıcını Corven'ın boynuna hafifçe sürttü. Corven daha tepki bile veremeden Roger, elini kaldırıp itercesine eliyle işaret etti. Askerler Corven'ı saniyesinde bıraktılar ve kapıya doğru yöneldiler. Corven ilk başını arkasına çevirdi ve çıkan askerler gidene kadar onlara kitlendi. Kapının kapanması ile çıkan Güm sesi ile nefret dolu gözlerini bir kez daha Roger'a çevirdi.
"Güzel.. O zaman uzatmadan konuya giriyorum. Aldor derebeyi bir süredir, tehdit dolu mektuplar alıyor. İşi yapan kişi kim bilmesem de sezgilerim bana içimizden biri olduğunu söylüyor. Bundan dolayı, güvendiğim birine değil de güvenmediğim ama elimde olan birine bu görevi vermek istiyorum. Bu olaydan sorumlu herkesi bana getir!"
Asla bu görevi kabul etmezdi Corven eğer isteğine bağlı olsaydı. Lakin şimdi kabul etmenin bir opsiyon değil, zorunluluk olduğunu biliyordu. Kafasını hızlıca ileri geri salladı ve arkasıan döndü. Bir adım attı ki Roger tekrar lafa girdi.
"Bir de.. Buralarda çok görünme, insanların seni sevmediğini biliyorsun."
Hiç bir şey denmemişcesine yolunu yürümeye devam etti Corven. Yine istemediği bir yükün ağırlığı ile baş başa kalmıştı.